Pages

Ads 468x60px

Bir Otizm Yaşam Öyküsü


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım . Bir Otizm Yaşam Öyküsü

Bir Başka Otizm Oikayesi

Birsen Başar’a (26) ‘yüksek fonksiyonlu yetişkin otistik’ tanısı konduğunda 21 yaşındaydı.

Yaşadıkları önce kitap yazarak paylaştı. Sonra da konferanslar vererek. Başar, bu yıl ikinci kez İstanbul’a geldi ve kendi organize ettiği toplantılarda otizmli ailelerle buluştu. Kendi otizm hikayesiyle moral verdi. Başar, “Otizmin başka yüzünü göstermek istiyorum” diyor.

Hollanda’da yaşayan Başar, otizmin daha az bildiğimiz yüzü. Sorunlar yaşasa da eğitimini tamamlamayı ve işletme diploması almayı başardı. 4 dil konuşabiliyor. Halen yaşadığı şehir olan Breda’da belediyede part time olarak çalışıyor. Sair zamanlarda otizm uzmanlığı, tiyatro ve yan flüt eğitimleri alıyor, oyunlar yazıyor. Kalabalığı yorsa da İstanbul’da Taksim’i seviyor.

BİRSEN ZORU BAŞARIYOR / WEB TV

HALA SORUNLARI VAR AMA BAŞEDİYOR

Bakmayın başardıklarını bir paragrafta özetlememe, aslında bunları kolay başarmadı. O da kendi cephesinde, başka türlü savaşlar verdi. 3 yaşına kadar hiç konuşamadı. Zekayla ilgili sorunu yoktu ama yaşıtlarından farklıydı. Okul hayatında derslerden çok arkadaşları ve öğretmenleriyle iletişim konusunda sorunlar yaşadı. Söz alamıyor, nasıl lafa gireceğini, ne konuşacağını kestiremiyordu. Yaptıkları şakaları anlamıyordu. Hep yalnızdı. Ama zekası ve inanılması zor hafızası başka aksilikleri kapatıyordu. Ödevlerini kolayca yapıyordu. Asıl sorunlarını, 8 yıl devam ettiği ve artık iyice alıştığı okuldan sonra liseye geçince yaşamaya başladı. Farklı bina, sınıflar, arkadaşlar onu çok zorladı. Önce aile hekimi gördü, sonra bir psikiyatri uzmanı. 15 yaşında psikiyatri desteği almaya başladı. Ama doğru tanıyı duymak için 21 yaşına kadar beklemesi gerekecekti.

ARTIK FARKEDİLDİ

Başar’ın kitabının adı Ben de Artık Farkedilmek İstiyorum. Aslında hala bunun için uğraşıyor. Çok yol almasına rağmen sorunları bitmiş değil. “Beynimin söylenenleri anlaması için daha çok zamana ihtiyacım var. İşte bazen bana “sen sağır mısın?” diye takılıyorlar. Üst üste şaka yapılırsa anlayamıyorum. Söylenen bilgileri hemen deşifre edemiyorum” diyor.

Yetişkin olsa da otizmi hatırlatan davranışları devam ediyor. Hep aynı marketten alınmış, aynı markanın, aynı konserve yemeğini yiyor. 5 yıldır aynı model ayakkabıyı giyiyor. Nevresimlerinin değişmesinden hiç hoşlanmıyor. “Örneğin sinemaya giderken sorun yaşamıyorum. Ama insanlarla grup içinde kaynaşmakta, aktivite yapmakta zorluk yaşıyorum. İnsanlar nasıl arkadaşlık kurar bilmiyorum. Duygularını anlayamıyorum” diyor. Başar yine de kendini aşmayı başardı. Kendi deyimiyle “beyninin içindeki negatif duyguları” durdurmak için antidepresan kullanıyor. Üniversitede çok zorlanarak kazandığı alışkanlıkla şimdi toplulukların karşısında sunumlar yapıyor.

ORGANİZATÖR GİBİ ÇALIŞIYOR

Bu kadar zor iletişim kuran biri nasıl oluyor da seyahatler, toplantılar organize ediyor? Son ziyaretinde THY’den sponsorluk almış mesela. “Herşeyi bilgisayar başında hallediyorum. Bilgisayarla iletişimde güçlük çekmiyorum. Sponsorluk ayarlıyorum. Daha fazla sponsor bulsam, konuşma yapmaya daha sık gelirim. 21 boyunca evden okula, okuldan eve gittim. Hayatı hiç görmedim. Böyle aktiviteler yaparak insanlarla tanışıyorum. Otizmi nasıl yaşadığımı anlatmak istiyorum. Otizm her zaman zihinsel sorunlarla birlikte görülmüyor. Benim gibi bir grup otistik de var. Ama çoğu kendilerini gizliyor” diyor.

Anne Demeyi Öğretiyorlar

Bu öğretmenler okumayı değil, anne demeyi öğretiyorlar
Saliha Erdem ve Göksu Coşkun'un sadece ikişer öğrencisi var. Onlar otistik öğrencilerini günlük hayata hazırlıyor.
Tuvalet, temizlik gibi bilgileri öğretiyorlar. Öğrencilerin 'anne' ve 'öğretmenim' demesi, onlar için çok büyük bir mutluluk.

Yarın 24 Kasım öğretmenler günü. Zorlukları aşmak için ellerinden geleni yapan, özveriyle çalışan her öğretmenin farklı bir hikayesi var. Saliha Erdem ve Göksu Coşkun da mesleğe gönüllerini vermiş iki öğretmen. Onlar 60 öğrencisi olan Yıldırım Belediyesi Hacı Mehmet Zorlu İş Okulu ve Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi'nde görev yapıyor. Her ikisinin de yalnızca ikişer öğrencisi var. İki öğrenci de otistik... Zihinsel engelliler sınıf öğretmeni Saliha Erdem, öğrencileriyle ilgilenmek için önce performans değerlendirmesi yaptıklarını söylüyor. Hazırladıkları Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) ile öğrencilere hitap ettiklerini anlatan Erdem, "Çocuklara öncelikle günlük yaşamdaki alışkanlıkları öğretmeye çalışıyoruz. Büyük çoğunluğu tuvalet eğitimini dahi bilmiyor. Öz bakım, günlük yaşam ve sosyal yaşam konularına ağırlık veriliyor." diyor. İki öğrencisinden birinin konuşamadığını kaydeden Erdem, "İkisi ile farklı ilgileniyoruz. Bir öğrencim ile konuşarak diğeri ile ise ses çıkartarak, tepkiler, jest ve mimiklerle iletişim kuruyoruz." ifadesini kullanıyor.

Verdikleri eğitime rağmen aylar sonra başa dönme ihtimalinin bulunduğunu ifade eden Saliha öğretmen, "Kesinlikle sabır isteyen bir meslek. Bazen çocuğa aylarca bir şey anlatıyorsunuz, öğrenmiş oluyor ama ertesi gün sorduğunuzda yok, sıfırlamış, tekrardan başlıyorsunuz." diyor. "Diğer öğretmenlerin öğrencileri okul müdürü, banka müdürü, mühendis, doktor, avukat oluyor. Ama bizde o beklenti yok. Çocuk anne veya öğretmenim desin bize yeter." diyen Saliha Erdem, bir çocuğun kırmızıyı öğrenmesinin bile tarifi imkânsız mutluluk verdiğini söylüyor. Zihinsel engelliler sınıf öğretmeni Göksu Coşkun, aile dostları olan ilkokul öğretmeninin spastik kızının kendisini bu mesleğe yönlendirdiğini dile getirdi. Biri kız 2 öğrencisinin bulunduğunu anlatan Göksu öğretmen, "Birine yazı öğretirken, diğerine ise kavram öğretimi yapıyoruz." diyor. Zaman zaman aceleci davrandığını söyleyen Coşkun, "Bazen ümitsizliğe kapıldığım oluyor. Ama biraz ilerleme görünce mutlu oluyorum." diye konuşuyor. Öğrencisinin kendisine önce anne dediğini aktaran Coşkun, "Şimdi öğretmenim diyorlar. Öğrencimin 'öğretmenim' demesi beni çok mutlu ediyor." ifadesini kullanıyor. Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi ve İş Eğitim Merkezi Okul Müdürü Ümit Yenisoy, en hassas bölüm olan otistik çocuklar merkezinde bireysel eğitim verdiklerini belirtiyor. Merkez, Yıldırım Belediyesi tarafından 42 dönümlük arazi üzerine kurulduktan sonra Milli Eğitim Müdürlüğü'ne devredilmişti.
Kaynak http://www.samanyoluhaber.com/

Asperger Sendromu

Asperger Sendromu otizmin başka bir türüdür.Aspergerli bireylerin öğrenme ile ilgili problemleri yoktur.Fakat bazı seyleri anlamak diğer otizmli bireyler gibi onlara da zor gelir.Diğer bireylerin ne hissettiğini anlamakta,kendi isteklerini uygun şekilde aktarmakta zorlanmaktadırlar.Yeni arkadaşlar edinmekte ve yeni ortamlara girdiklerinde uyum sağlamakta zorlanmaktadırlar.Diğer insanların düşüncelerini ve duygularını anlamakta zorlanmatadırlar.Yapılan şakaları ve soyut düşünceleri anlamakta zorlanmaktadırlar.Asperger tanısı alan bireyler konuşmada zorlanma ya da gecikme yaşamazlar.Konuşmalarında gramer yapısı düzgün cümleler kurmalarına rağmen içerikle ilgili sıkıntılar yaşarlar.Fakat bu bireylerin normal yaşta konuşmaya başlamaları ve gramer anlamında düzgün cümleler kurmaları konuşma ve dil terapisine ihtiyaçları olmadığı gibi bir kanı uyandırmaktadır.Oysa ki cümlelerin düzgün kurulması ve konuşmanın var olması,bu eğitime ihtiyaçları olmadığı anlamına gelmemektedir.

Çalışma alanlarının seçimi önemlidir

Pencere, ayna veya malzeme dolabının önü gibi dikkat dağıtıcı yerlerde çalışmak, dikkati çabuk dağılan bir çocuk için uygun değildir. Boş bir duvara dönük minimum uyaran olan bir yer/masa, sık sık dışarı çıkmak isteyen bir çocuk için ise kapıdan uzak bir nokta çalışma için başlangıçta daha uygun olacaktır.

Sınırlar ve öğrencinin gereksinimlerine uygun düzenlemelerin yapılması önemlidir. Çalışma alanı, özel aktivite alanları belirlendikten sonra seperasyonlar, mobilyalar ya da tabanın bantlarla ayrılması gibi düzenlemelerle çalışma alanı görsel olarak ayrılabilir olmalıdır. Materyaller düzenlenirken her öğrencinin gereksinimi dikkate alınmalıdır. Dikkati çabuk dağılan bir çocuk için materyallerin sırayla almasını sağlayacak şekilde kutular/sepetler içinde rafta dizili olması uygun olabilir. Her çocuk için gerekli olan fiziksel çevre yapılandırma miktarı belirlenmelidir. Çocuk bağımsız çalışmayı geliştirdikçe fiziksel yapılandırma miktarı azaltılmalıdır.

Asperger Sendromu ve Otizm

Asperger sendromu nedir? Asperger sendromu kimlerde görülür, tedavisi nasıldır. İşte cevaplar.

ozel ogrenme guclukleri disleksi otizm cocuk cocukta davranis sorunlari  Asperger Sendromu ve OtizmAsperger sendromu diğer insanlarla etkileşimi oldukça zorlaştıran gelişimsel bir bozukluktur. Çocuğunuz sosyal olarak beceriksiz olduğu için arkadaş edinmeyi çok zor bulabilir.

Asperger sendromu olanlarda otizm özelliklerinin bazıları vardır. Örneğin; sosyal becerileri zayıftır, rutini severler ve değişiklikten hoşlanmazlar. Fakat otistiklerin aksine Asperger sendromu olanlar normal olarak konuşma becerisinin geliştiği yaşta, yani 2 yaşından önce konuşmaya başlarlar.

Asperger sendromu hayat boyu sürer, fakat belirtiler zaman içerisinde düzelme eğilimindedir. Yetişkinler kendi güçlü ve zayıf yönlerini anlamayı öğrenebilirler ve sosyal becerilerini geliştirebilirler.

Hem Asperger sendromu hem de otizm yaygın gelişimsel bozukluklar grubuna dahildir. Asperger sendromunun nedeni tam olarak bilinmemektedir ve bunu engellemenin yolu da bilinmemektedir. Genetik olduğu düşünülür ve bunun üzerine araştırmalar yapılmaktadır.

Asperger sendromunun en önemli belirtisi sosyal durumlar karşısında yaşanan problemlerdir. İki Asperger sendromlu çocuk birbirine benzemez, çünkü belirtiler çok çeşitlidir.

Kısırlık Tedavisi Otizm Riskini Dört Kat Arttırıyor

Verimsiz spermli erkeklerde uygulanan kısırlık tedavisinden sonra doğan çocuklarda düşük IQ ve otizm riskinin arttığı belirtildi.

Kısırlık tedavisinde otizm ve düşük IQ riski olduğu açıklandı. İsveçli bilim insanlarının belirttiğine göre verimsiz spermli erkekler için başvurulan kısırlık tedavisi çocukların düşük IQ’lu ve otistik doğma riskini artırıyor. Uzmanlar ayrıca aynı tür tedvinin kullanılmasının ikizler ve üçüzleri etkileyen otizmin ağır bir türü ile bağlantılı olabileceğini söyledi.

Çalışmada mikroenjeksiyon (ICSI) tedavisinden sonra doğan bebeklerde büyük risk olduğu ortaya çıktı. Ancak bu riskin tetiklenmesinin sebebi henüz net olarak açıklığa kavuşmadı. Araştırmacılar bu tedavi yönteminde bir çocukta ağır otizm vakasının görünme riskinin dört kat daha arttığını belirtti. Ama 2.5 milyon doğum verisini analiz eden uzmanlar ICSI bebeklerinin gerçek anlamda etkilenme şasının çok düşük kaldığını vurguladı.

Journal of the American Medical Association dergisinde yayımlanan araştırmada ilk kez kısırlık tedavisi ile otizm ve entelektüel yetersizlik arasındaki bağ incelendi. Uzmanlar bu yöntemle doğan çocuklarda zeka bozkluğu -IQ’nun 70′in altında çıkması- çıkması riskinin yüzde 51 arttığını kaydetti. Yani 100 bin çocukta 62′den 100 bin çocukta 92′ye yükseliyor.

Londra King Collage Psikiyatri Enstitüsü’nden Dr. Avi Reichenberg “Bizim çalışmamız erkek doğurganlığını geliştirmek için uygulanan tedavi ile bebeklerde gelişimsel bozuklukların artma riskinin bağlantılı olduğunu gösterdi” dedi.

Kaynak:GAZETEPORT

Hamilelik Gribinde Otizm Riski

Bilim insanları, gebelikte bir haftadan uzun süren grip ve ateşli hastalık geçiren annelerin bebeklerinde otizm riskinin arttığını ortaya çıkardı.

ANKARA - ''Pediatrics'' dergisinde yayımlanan araştırmaya göre otizm riski, gebeliklerinin ikinci üç aylık döneminde grip geçiren annelerin çocuklarında iki kat, bir haftadan uzun süren ateşli hastalık geçiren annelerin çocuklarında ise 3 kat fazla.

Danimarka'daki bilimciler ile ABD hastalık kontrol ve önleme merkezleri araştırmacıları tarafından yapılan çalışmaya 97 binden fazla anne ile 1997-2003 yılları arasında doğan çocukları katıldı. Anneler ile doğum öncesi ve doğum sonrası anket yapan bilim insanları, gebelik sırasında geçirdikleri hastalıklar ve kullandıkları ilaçlarla ilgili yaklaşık 200 soru sordu.

Bilim insanları, gebelikte antibiyotik kullanımının da otizm riskini artırdığını gözlemledi.

Hamilelerin Çevrelerindeki Yapay Maddeler Bebeğin Otizm’li Doğmasına Neden Olabiliyor

“Kız mı olsun, oğlan mı?” diye sorarlar hamilelere.

Cevap bellidir: “Eli ayağı düzgün olsun da, ister kız, ister oğlan olsun…” Bebeğin sağlıklı olması bütün anne babaların ortak rüyasıdır.

Günümüzde öyle aileler var ki, sağlıklı doğan, 1-2 yaşına kadar sağlıklı gelişen, onlara agucuk yapan, gülen bebekleri yüzlerine bakmaz, onlarla iletişim kurmaz oluyor.

Diğer çocuklarla oynamıyor, diğer çocuklar gibi davranmıyor. Otizm teşhisi konuyor. Aile kahroluyor.

Çağımızın vebası diyorlar otizme. Salgın bir hastalık gibi yayılıyor. Suçlu hepimiziz… Dünyayı kirletenler…

Analarının korunaklı rahminde bile kendilerini bulan zehirlerden kurtulamıyor bazı bebekler.

Hastalanmasınlar diye vuruldukları aşıdan, antibiyotikten, başlarına sürülen şampuandan zehirleniyorlar.

Kimi zaman renkli gazozun boyası, kimi zaman da elma kurtlanmasın diye kullanılan tarım ilacı vuruyor yavruları.

Hamile annenin saç boyası, ruju; uyudukları odanın PVC pencere çerçevesi, duvar boyası da masum değil.

Zehir vücutlarında geziniyor, en çok da beyin ve sinir hücrelerinde…

Zehir onu ne kadar erken yakalamışsa, hastalığın şiddeti de o kadar ağır oluyor. Anne karnında yakalamışsa çok daha ağır…

Mide-bağırsak sorunları, bunlara bağlı olarak gelişen vitamin, mineral ve amino asit eksiklikleri, başta süt ve buğday olmak üzere çeşitli gıda proteinlerine karşı gelişen besin tahammülsüzlükleri, yeteri kadar güneşlenmeme ve maruz kalınan çeşitli toksinler bir araya geldiğinde otizm tablosu oluşuyor.

Herkesin gördüğü gibi göremiyor, işittiği gibi işitemiyor, kafalarının içinde bir ışık ve ses bombardımanıyla yaşıyor otizmli çocuklar…

O küçücük vücutlarında binbir türlü sorunla uğraşıyor; beyin kan akımında azalma, sinir sistemi iltihabı (nöroenflamasyon), bağışıklık yetersizliği, oksidatif stres, mitokondri fonksiyon bozukluğu, sinir-ileticisi (nörotransmitter) bozukluğu, toksin temizleme sorunları ve bağırsak florası bozukluğu ile mücadele etmeye çalışıyorlar…

Eskiden, otizm kelimesi nadiren duyulurdu. Belki de, “Yağmur Adam” filminde Dustin Hoffman’ın canlandırdığı karakterin hastalığı olarak tanıdık sadece.

Şu anda ABD’de her 150 çocuktan biri otizmli. Otizm sorunu, Türkiye’de de bir çığ gibi büyüyor.

Prof. Dr. Ahmet Aydın ve Uz. Dr. Cem Kınacı’nın birlikte hazırladıkları kitap, “otizm tedavi edilebilir” diyerek, otizmi ailesinde yaşayanlara yardımcı olmayı hedefliyor.

Otizmin biyomedikal tedavisini detaylarıyla anlatıyor. Konuyla ilgilenen hekimlere ışık tutuyor, dünya çapındaki literatürü gösteriyor.

Asıl hedefiyse başka, henüz doğmamış çocukları kurtarmak…

Alacağınız önlemlerle, yiyip içtiğinize, kullanacağınız kozmetiğe, duvar boyasına göstereceğiniz özenle bu salgının önüne geçmek mümkün.

Bir anne, sadece yoğurt mayalamak ile bile çocuklarının hayatını değiştirebilir…

Kaynak:Haberdar

Eğitim Ortamında Dikkati Dağıtacak Unsurların Bloke Edilmesi Önemlidir

Eğitim ortamında dikkati dağıtacak unsurların bloke edilmesi önemlidir. Dışarıdan gelecek ses, ışık, görüntü gibi dikkat dağıtıcıların bloke edilmesi, duvarlarda minimal görsel uyaran bulunması dikkatin dağılmasını en aza indireceği için önemlidir.

Down Sendromu Tedavisinde Yeni Bir Umut


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım . Down Sendromu Tedavisinde Yeni Bir Umut

Teacch Eğitsel Teknikleri

Otizmin nörolojik temelli gelişimsel bir bozukluk olduğunun belirlenmesi ve Temple Grandin’in “Resimlerle Düşünmek” kitabının ve bir çok yüksek işlevli veya asperger sendromlu bireyin kendileri hakkında yazdıklarının (otizmin içerden anlatımı) çoğalması otizmin daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır,
Otizmi anlamaya, otistik bireye odaklanan ve onun varolan ilgi ve becerileri üzerine inşa edilen “otizme özgü” geniş çaplı bir müdahale programına gereksinim olduğu düşüncesiyle 1962 de Shopler, Mesibov ve arkadaşlarınca TEACCH (Treatment and Education of Autistic and Related Communication Handicapped Children), otistik ve iletişimle ilgili engeli olan çocuklar için eğitim ve müdahale programını geliştirmişlerdir. Bu programın temel amacı, çocuğun gereksinimi olan becerileri kazanmasını sağlamak, davranış problemlerini azaltmak ve bir yetişkin olduğunda mümkün olduğunca sosyal hayata katılmasını sağlamaktır. Daha önceki yazılarda ve aşağıda ayrıntılı açıklamaya çalıştığım otizmli bireylerin görsel öğrenme ve diğer özelliklerini dikkate alan TEACCH yaklaşımının kullandığı program listeleri ve görsel yardımcılar kullanma gibi teknikler son yıllarda birçok programda kullanılmaya başlanmıştır.

Down Sendromlu Çocuklar'dan Canlı Performans


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım . Down Sendromlu Çocuklar'dan Canlı Performans

Fiziksel Ortamın Yapılandırılması

Çalışılan mekanın düzenlenmesi önemlidir. Belirli aktiviteleri nerede yapacağı açık olarak belirlenmelidir. Çocuk bireysel olarak çalışacağı alanı, oyun alanını arkadaşları ile çalışacağı alanı, NE öğreneceğini, NEREDE öğreneceğini bilmelidir. Böyle bir düzenleme kendinden ne beklendiğini ve neyi nerede yapacağını daha kolay anlamasını sağlayacağı için belirsizlikten kaynaklanan anksiyetesini azaltacaktır. Çalışmadan sonra oyun alanına gidiyorsa çalışma ile oyun arasındaki ilişkiyi daha iyi anlayabilecektir.

Aylelerin Hikayesi

GÜLÇİN VARDARCI VE OTİSTİK OĞLU CEM ÖRNEK BİR YAŞAMI PAYLAŞTI
Melekler Mekanı Anneliğin dayanılmaz mutluluğu!.."

Bir "Rain Man" ile annesi müthiş mücadeleyi paylaştılar... Onlar şimdi kendisi gibi olan ailelere yardım ediyor

Yıllar önce oynayan, "Rain Man" filmini seyretmiş miydiniz? Dustin Hoffman'ın oynadığı otistik bir gencin hikayesini anlatan film yıllar geçse de içimden silinmedi! İşte böyle bir delikanlı ve onun fedakar annesiyle buluştum geçen gün... Yanında, oğlunun gelişim yolculuğu ile ilgili bir valiz dolusu belge ve CD ile gelen Gülçin Vardarcı gözleri yaşararak anlattı, bu zorlu hayat yolculuğunu. 15 yaşına gelen Cem, artık yaşıtları gibi eğitim alıyor, gitar ve bateri çalıp, konserler bile verebiliyor. Gülçin Hanım, oğlu için yaşıyor. Yaşamı Cem'in ekseninde dönüyor!

"NAZAR DEĞMESİN"
Anneler gününe birkaç gün kala, gerçekleştirdiğimiz bu anlamlı röportaj eminim pek çok otizm hastası çocuğu olan aileye de umut olacaktır.
Her türlü gıdayı yiyemeyen ve Gluten'li gıdalarla beslenen Cem'in en büyük meraklarından biri de kek ve kurabiye yapmak. İlk zamanlar gazeteye haber olmasını, "Bana nazar değer" diye reddeden Cem, daha sonra bu işe bir çözüm bularak; yayınlanan gazeteyi saklar ve böylece kimse onun haberini okumamış olur!
Şu anda en önemlisi, Cem kendi durumunu biliyor ve normale dönmek için olağanüstü bir çaba gösteriyor! Hatta, kendi duygularını, yaşadıklarını anlatan bir kitap hazırlığında...
Gülçin Hanım, ne mutlu size... Anneler gününüz kutlu olsun...

FARKLI BİR ÇOCUK
- Oğlunuzun otistik olduğunu kaç yaşında ve nasıl fark
ettiniz?
"Önce beni annelik ile tanıştıran ve 'anne' sözcüğünü ilk anneler gününe denk getiren kızıma teşekkür etmek isterim. Herkes evlat sahibi olurken kızım gibi evlat sahibi olmayı düşler. İkinci çocuğum Cem'in, 4 yaşında otistik olduğu anlaşıldı. Ben anlamadığım gibi, pek çok doktor da tanı koyamamıştı. Anneliğiyle yarışamadığım annem Nesrin Berker, doktorlara ısrarla 'Bu çocukta bir farklılık var' dedi ve torununu kurtarmaya çalıştı."
- Oğlunuz için verdiğiniz uğraşlar kaç yıl sonra meyvesini verdi?
"Tanı konduktan sonraki şokumuzu atlatıp 'Ne yapabiliriz' diye araştırmaya başladık.O zamanlar kaynak yoktu, internet yoktu hiç kimse bir şey bilmiyordu. Çok zorlandık. Arkadaşımın tavsiyesiyle bulduğumuzçok kısa sürede Cem'i konuşturmayı başardı ancak yanlış yönlendirilmelerle çok hatalar yaptık, ama bize göre doğru terapiyi bulduğumuz andan itibaren 4 yıl içinde yüzde 98 iyileşmiş tanısı geldi."
- Kimler sizi destekledi?
"En büyük destek ailemden geldi. Arkadaşlarım, terapistler, öğretmenler, kuzenlerim ve okul müdüremiz yardımcı oldu. Cem de iyileşme sürecinde benimle işbirliğine girdi. Tıp maalesef bu çocuklar için yapılacak bir şey olmadığı görüşünde. Bu hastalığın nereden geldiğini ve nasıl tedavi edileceğini bilmiyor olabilirsiniz. Düşünün, bir iskelede duruyorsunuz ve denize düşmüş olan çocuğunuz sizden yardım istemekiçin elini çıkartmış, ona çürük de olsa mutlaka bir ip atmaz mısınız, kurtarmak için her çabayı göstermez misiniz?"

"PES ETMEDİM"
- Hiç pes ettiğiniz oldu mu?
"Hala her gün 'tamam mı, devam mı?' diye kendime sorarım ama en ufak bir gelişme bile beni, oğlumu ve tüm ailemi ileriye taşıyor."
- Daha önceden biliyor muydunuz bu hastalığı?
"Otizmi ilk, 'Rain Man' filminde Dustin Hoffman rolüyle tanımıştım. Ve o müthiş zekanın, hiç konuşmak istemediğini ve takıntılarını izlemiş, sevginin gücünü gözyaşlarıyla seyretmiştim."
- Siz sevginizle oğlunuzu yarınlara nasıl taşıdınız?
"Ben Rain Man filmini defalarca seyredip, oradaki karakterlerin kuvvetli yanlarını görüp, oradaki hataları öğrenip hayatımı ona göre planladım. Sanki orkestra şefi gibiyim, 10 yıldır uğraşıyorum. Yapmadığım şey, çalmadığım kapı kalmadı. Sonunda anladım ki; bu hastalık sabır ve sevgi istiyor. Her şey sizin elinizde. Oğlumla maçlara bile gittim. Çok kararlı bir insanım, Allah'ın izniyle oğlumu görmek istediğim seviyeyegetirebildim. Vaktimin neredeyse hepsini Cem'e ayırmama kızım Gülser izin vermeseydi, tahsilli olmasaydım, lisan bilmeseydim ve güçlü kadınların çıktığı bir aileden gelmeseydim, eşim beni desteklemeseydi, kariyerimden vazgeçmeseydim, herkesle olumlu ilişkilerim olmasaydı, bu bilinmezi hala öğrenememiş olurduk ve oğlumun yaşamdan bugünkü gibi keyif alması söz konusu bile olamazdı."

KRİTERLER
- Otizmi tam anlamıyla tanımlar mısınız ?
Birinci şart göz temasının olmaması, sonra dokunmamak-dokunamamak geliyor, geç konuşma veya söylenen sözcükleri tekrarlamak, yinelenen
hareketler, ritueller, uyku problemleri, limitli yeme, sosyalleşememe, anlamsız çığlıklar, akranlarıyla oyun oynayamama, savan zeka gibi pek çok kriter var. Olası nedenleri ise, karma aşının içindeki tiomersal (civa), antibiyotikler, alerji, besin intoleransı, metal zehirlenmesi, kimyasal zehirlenme, mantar enfeksiyonları, viral enfeksiyonlar, bakteriler, duyusal problemler (sensory), beynin ve amigdalanın daha büyük olması gibi pek çok sebebin varlığından bahsediliyor."

BAŞARIYOR...
- Cem artık baterigitar çalıyor, hatta Haluk Levent'le birlikte konser vermiş! Tenis oynuyor, bir çok aktivitenin yıldızı. Cem'in hayat yolculuğu pek çok otistik çocuğa umut olacaktır. Sevgisini, son damlasına kadar çocuğuna veren, fedakar bir annenin son cümlelerini alabilir miyim?
Tüm anneler gibi olağanüstü durum söz konusu olunca, ben de enerjimi o yöne kanalize ederim. Çocukları ateşlenip de mutsuz olan annelerden farkım bu işin kronik olması ve tanı aşamasında ve eğitimde çok zaman kaybetmiş olmamız. Bugün farklı bir misyonumuz oluştu. Hem Cem'de kalan otizmin tortusunu yok etmeye çabalarken, hem de Cem'i deedip, kızım, eşim ve ben ailelere, otizmle yaşarken öğrendiklerimizi anlatıyoruz. Şu anda dünyada AIDS ve kanserden sonra gelen ve en hızla artış gösteren bir rahatsızlık. Yeni tanı konan çocuklara vakit kaybetmemeleri için kendi oğlumda yaptığım deneme yanılma yöntemlerimi, terapistimden öğrendiklerimi, internetten ve okuduğum kitaplardan yaptığım tercümeleri paylaşıyorum. 2005 yılında Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde gönüllü konferanslar verdim."
-Ya kızınız ne yapıyor?
Kızım Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde tez olarak Sensory İntegration'i anlattı. Koç Üniversitesi'nde master yapıyor ve araştırıyor. Şimdiye kadar bu bilinmeyen hastalıktan, maddi bir kazanç elde etmeden, tamamen gönüllü olarak pek çok aileye yaptıklarımı anlattım ve bunları VCD olarak herkese ulaştırdım. Cem ile birlikte "otizmliyken neler hissettiğine" dair bir kitap yazma hazırlığındayız. 11 dakikalık belgesel yapma amacındayız. Biliyorum, Cem çok ünlü bir müzisyen olacak. Terapi ile iyileşen bir çocuk, tıpkı tüm normal insanlar gibi, okula gitmeli, spor yapmalı, gelişebilmeli. Cem, müzik okuluna giderse çok mutlu olacak ve bugüne kadar yapılanlar anlam kazanacak."

Ailelere öneriler
- Cem'in otizm oluşunun nedeni belirlendi mi? Tanı konmuş çocukların ailelerine, ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?
Evet, Cem'de çok antibiyotik kullanımı nedeniyle ve karma aşı tahribatı var. Eğer şu anda yeni otizm tanısı konmuş bir çocuğum olsaydı, hiç vakit kaybetmezdim. Göz yaşlarımı kurular ve çalışmaya başlardım. Otizmin henüz bir tedavisi yok. Ama çalışırsak, yaşam çocuk ve ailesi için o kadar da umutsuz değil. İlk yapacağım yoğun bir şekilde Sensory Integration Therapy, Auditory Integration Therapy, diyet, Hipotherapy ve masaj yapmak olurdu. Eve gerekli materyali alırdım. Yüzme öğretirdim. Bisiklete, salıncağa bindirirdim. Diyet yapar, antibiyotik vermezdim. Doktorumu bu konuyu öğrenmeye teşvik ederdim. İngilizce öğrenirdim. İnternete girerdim. Milli Eğitim Bakanlığı'na, otizmde eğitiminin gerekliliğini anlatırdım."

"Adeta evimize bomba düştü!"
Otizm nedeni tam olarak bilinmeyen bir hastalık. 4 yaşına kadar ailenin fark edemediği bu hastalığın teşhisi Cem'e konduğunda "Evimize bomba düştüğünü hissettik" diyor Gülçin Hanım. O yıllarda 9 yaşında olan kızı bir gün kardeşine "Hırsız Cem, annemi çaldın" demiş! Abla, şu anda 20 yaşında bir üniversite öğrencisi. Kardeşiyle daha iyi iletişim kurabilmek için, psikoloji okuyacak kadar Cem'e düşkün.

Hanen Programını

Hanen programını üç temel kural üzerine kurmuştur.
KURAL 1. Çocuğun iletişimde lider olmasına izin verin. -Gözlemek -Beklemek -Dinlemek Yüz yüze olun Çocuğun ilgilerini takip edin ve ilgisini fazlası ile çekebilecek durumlar yaratın. a) Taklit edin b) Dillendirin c) Yorumlayın d) Katılın ve çocukla oynayın İletişimde,karşılıklı olmasına dikkat ederek sıra alın.Zor çocukları,liderliğine teşvik etmek için; a) Çok sevilen oyuncakları kullanın b) Günlük herhangi bir durumu sevilen bir aktiviteye dönüştürün. c) Çocuğun ihtiyaçlarını önceden tahmin etmeyin. d) Sosyal rutinleri kullanın.
KURAL 2. Anı paylaşmak için dilinizi ve davranışlarınızı çocuğa göre düzenleyin. Sosyal rutinler. a) Ortak dikkati sağlayın b) Çocuğun iletişimde sıra almasını sağlayın Fazla konuşmaları azaltmak, a) Yavaş olun iletişimi durduran değil sürdüren sorular sorun c) Dili çocuğun anlayabileceği şekilde uyarlayın
KURAL 3. İletişime dil ve deneyiminizi katın. İsimlendirin Betimleyin Mimik ve hareketler kullanın Yavaş olun Anahtar kelimeleri abartın Konuşmalarınızın konu ve içeriğini çeşitlendirin Çocuğun oyununu zenginleştirin

Frajil X Sendromu

Frajil X Sendromu, Otizm ve Şizofreninin Nöronal Sinapslardaki Ortak Mekanizmaları…
Şizofreni, otizm ve zihinsel engellilik gibi çeşitli psikiyatrik durumlar aynı beyin hücre anormalliklerini paylaşmakta ve beyin hücreleri arasındaki temasın (sinaps) az gelişmiş ve işlevsel olmadığı bilinmekte.

Claudia Bagni, Hollanda, Fransa, ABD ve İngiltere’nin önde gelen laboratuarları, VIB, KU Leuven ve İtalya’da Tor Vergata Üniversitesi ile işbirliği yapan grup;

Beyin hücreleri arasında doğru ilişkileri oluşturmak için gereken iki biyolojik süreci, tek bir proteinin (CYFIP1) nasıl yönettiğini  çözdüklerini söylüyorlar.

Araştırmacılar çeşitli nörolojik bozukluklar ile ilişkili iki sürecin dengesi için önemli olan çeşitli proteinler tespit ettiler ve çalışmaları önde gelen dergilerden journals Neuron ‘da yayınlandı.

Claudia Bagni (VIB/KU Leuven/Tor Vergata-Rome):

“Bu bulgularda beynimizin içindeki şekillenmenin nasıl olduğunun anlaşılmasına ve otizm, şizofreni ve zihinsel engellilik gibi durumları daha iyi anlamak adına gerçekleşecek gelecekteki çalışmalar için ışık tutacak önemli sonuçlar elde edildi.

Bu çalışmanın, dikkate değer  önemli bir diğer etkisi de

5 Avrupalıdan  1’inin hafif veya ciddi gelişimsel özürlü olma riski ile karşı karşıya olduğunu göstermesidir.

Beynimizde, beyin hücreleri arasındaki iletişim için gerekli olan,

Sinapslar bulunmaktadır. Sinyaller bir hücreden diğerine sinapsler sayesinde geçer. Sinapsler ile beyin hücreleri (nöronlar) arasında 100 milyardan fazla temas bulunmaktadır.

Sinapsler çok kontrollü bir şekilde düzenlenmesi gereken yaklaşık 2000 protein içeren küçük ” tren  istasyonları ” gibidir.

Bu alanda herhangi bir küçük hücresel işlev bozukluğu, beyin hastalığı ile sonuçlanabilir.


Otizm, şizofreni ve zihinsel engellilik (Sendromu, Frajil X Sendromu, Alzheimer Hastalığı) kötü işleyen sinapse bağlı beyin koşullarından sadece birkaç örneğidir.

Frajil X sendromunun moleküler çalışmalarının önderlerinden Claudia Bagni ekibi Frajil X sendromunun zihinsel engelliğin önde gelen nedeni kalıtsal olmasıdır diyor.

Hastalarda sıklıkla otizm benzeri davranışlar, anksiyete, saldırganlık, hiperaktivite ve kendine zarar verme davranışı gözlenmektedir.

Frajil X sendromunda  önde gelen neden ; sinaps için gerekli doğru yapı taşlarını teminden sorumlu (FMRP)  proteinin yokluğudur. Bunun yokluğu zihinsel engelliliği getirmektedir.

Claudia Bagni ve ekibi daha önce FMRP nin  CYFIP1 (proteini) ile düzenleyen bir kompleks oluşturduğunu göstermişti. Şimdi ise CYFIP1’in 2 büyük süreci yönettiğini tesbit ettiler.

Silvia De Rubeis, Emanuela Pasciuto ve Claudia Bagni bu dengenin muhafaza edilmesini sağlayan moleküler mekanizmaları gözler önüne serdiler.

FMRP ile  CYFIP1, snapslerdeki proteinin kaynağını birlikte düzenliyorlar ve diğer bir başka komplekse bağlandıklarında beyin hücrelerinin iskelesi gibi hareket eden polimerizasyonu kontrol ediyorlar.

Bu çalışma ile CYFP1’in en önemli işlevi;

CYFP1’ in  etkileşimde olduğu  birçok proteinin zaten  beyin sorunları (kalıtsal formları) ile ilişkili olduğunu bir kez daha vurgulamış olmasıdır.

Ayrıca VIB uzmanları,  CYFIP1 ile birlikte çalışan proteinlerin mutasyonunun  snapslerin etkileşim ağlarının dengesini karıştırıyor  olabilir diye düşünmektedirler.

Böylece sinapslerdeki patolojik süreçler bir spektrumu tetiklemeye yol açarak  zihinsel engellilik, otizm ve şizofreni gibi klinik belirtiler yaratabilirler.

Bu çalışma ile beyin koşullarının daha iyi anlaşılması adına yeni perspektifler sunulmaktadır. Ancak beynin sırrı hala tam olarak çözülememiştir.

Yüksek Fonksiyonlu Otizmlilerin Ergenlik Döneminde Sosyal iletişim Sorunları Düzeliyormuş…

Otizmli küçük  çocukların, önemli oranda işitsel entegrasyon ve konuşma ile ilgili görsel ipuçlarını algılamada  zorlukları olduğu bilinmekte.

Ancak araştırmacılar sorunun ergenlik döneminde geçtiğini tespit ettiler.

Yeshiva Üniversitesi’nin Albert Einstein Tıp Fakültesi Bilim adamları, son yaptıkları çalışma ile yüksek fonksiyonlu Otizmli (ASD)

çocukların sosyal iletişim sorunlarının önemli oranda geçtiğini gösterdiler.

İlgili çalışma Serebral Korteks dergisinin online baskısında bir kaç gün önce yayımlandı.

Einstein de Rehabilitasyon Merkezi araştırma direktörü , Pediatri ve Nörobilim Bölümü profesörü John Foxe, Ph.D. “ Bu son derece umut verici  bir bulgudur.  Bu bilgi, çocukların konuşma için gerekli nörofizyolojik devrelerinin, temelde tamamen kırık olmadığını ve onları kurtarmak için bir şeyler yapmanın  mümkün olabileceğini düşündürmektedir. ” dedi

Dr Foxe’ ;

“Duyma ve görme, konuşma sinyallerini entegre etmek ve  etkili iletişim için çok önemlidir.  Navigasyon sorunu  olan Otizmli çocuklarda bu kapasite eğitim ve sosyal ortamlarda uygun olarak gelişemez “ dedi.

Dr Foxe ve arkadaşları bir önceki çalışmada, göstermiştir ki,  Otizmli çocuklar , tipik olarak gelişen çocuklardan ses, dokunma ve görme gibi pek çok sensoriyal alanda entegrasyon sorunları nedeni ile farklı olarak gelişiyorlar.

Genellikle,  normal gelişmekte olan çocuklarda, multisensory entegrasyon (MSI) yeteneklerinin  geç çocukluk döneminde de gelişmeye  devam ettiği biliniyordu. Bu çalışma, Y.F. Otizmli çocukların da ses ve görsel konuşma sinyal entegrasyonunu geliştirmeye devam ettirdiklerini göstermiş oldu.

Çalışma,  5 ila 17yaş arası   Yüksek fonksiyonlu Otizmli ve Normal gelişen 222 çocuk  arasında yapıldı. Arka plan gürültüsü arttıkça, konuşmaları nasıl anlayabildikleri karşılaştırmalı olarak test edildi.


Araştırmacılar, 1. testtte; basit kelimelerin ses kayıtlarıni dinlettiler.

İkinci testte; Konuşmacılar aynı sözcükleri videoda sessiz olarak yayınladılar.

Üçüncü testte ise ; çocuklara, hem ses hem de video kayıtları sunuldu.

Parti ortamındaymış gibi, yani arka planda pek çok insanın sesi varmış etkisi yaratılarak testler gerçekleştirildi.

İnsanlar böyle ortamlarda, doğal olarak başka bir kişinin ne söylediğini anlamak için hem işitsel hem de yüz ifadesi ipuçlarına güvenir.

Dr Foxe ;

“Yalnız işitme ile karşılaştırıldığında, konuşulanı anlamada  dudak okumanın şaşırtıcı derecede büyük bir destek çıktığı gözleniyor.

Arka planda gürültü varken, tek başına sesin dinletildiği ilk testte, otizmli ve normal gelişen tüm yaş gruplarındaki çocuklar hemen hemen benzer performans  gösterdiler.

Tek başına video izletilen ikinci testte,  Otizmli olan çocukların tüm yaş gruplarında  normal gelişen çocuklara nazaran çok daha kötü bir performans sergiledikleri tesbit edildi.

Ama genellikle normal gelişmekte olan çocuklar da çok iyi performans göstermediler. Çoğu insan dudak okumada oldukça korkunç.

Hem ses hem de video görseli izletilen üçüncü testte ;  yaşları 6 ile 12 ve  daha küçük olan Otizmli  çocuklar,  özellikle arka plan gürültüsü yüksekken,  aynı yaştaki normal gelişim gösteren çocuklara göre daha kötü performans sergilediler.

Ancak,  ergenlik sürecindeki Otizmli çocuklar  ile normal gelişen çocuklar arasında performans açısından fark  yoktu.

Ergenlik sürecindeki Yüksek fonksiyonlu Otizmli çocuklarda şaşırtıcı bir şeyler  oluyor.

Bu noktada, biz nedenini açıklayamayız. Bir fizyolojik beyin değişimi  ya da fonksiyon gelişimi olabilir. Bunu araştırmak gerekir.

Aslında, araştırma grubundaki çocukları küçüklükten ergenliğe değin ,  uzun süreli bir araştırma ile izlemeliyiz.  Ayrıca düşük  ve  orta fonksiyonlu çocuklarda neler olduğunu incelemek için de bir yol bulmalıyız. Onlar böylesi çalışmalar için testlere karşı daha az tolerans gösteriyorlar.

Otizmli çocukların ses ve görüntü sinyallerini,  konuşmaya  daha iyi entegre etmeleri için onlara yardımcı olmak adına daha etkili tedaviler geliştirmemiz gerekir. Biz bu konuda çalışmaya başlıyoruz. “  dedi.

Bu çalışma,

National Institute of Mental Health (MH085322), part of the National Institutes of Health. Cure Autism Now, the Wallace Research Foundation, Fondation du Quebec de Recherche sur la Societe et la Culture, ve  the Canadian Institute of Health Research desteği ile gerçekleştirilmiştir.

Otistik Bozukluk

Otistik bozukluk çocukluk çağının erken dönemlerinde belirtilerini gösterebilen çocukluk çağı nöropsikiyatrik hastalıklarından bir tanesidir.
çocuğun kendini ifade etmesine yarayan dil gelişimi alanı
insanlarla ilişki kurmasını sağlayan sosyal iletişim alanı
içinde bolca hayaller olan oyun alanın gelişiminde gecikme varsa,
bir takım anlamsız tekrarlayıcı hareketler eşlik ediyorsa,
bu durum tıbbi olarak yaygın gelişimsel bozukluk yelpazesi altında incelenir. Bu üç alanda da çocuğun gelişimini engelleyecek ve hayatını etkileyecek düzeyde sınırlılık varsa tanı otizm olur.
18 aylık bebeğin en az 20 kelimesi 24 aylık bir bebeğin ise en az 5o kelimesi olmasını bekleriz. Kendini seslerle anlatmaya çalışırken giderek buna mimikler ve jestlerde eşlik etmeye başlar. Otizm tanısı almış çocukların bebekliklerinde çıkarılan seslerin ve eşlik eden mimik ve jestlerin miktar açısından sınırlı ve nitelik bakımdan zayıf olduğu saptanmıştır.
KONUŞMA GECİKMESİ OLAN HER ÇOCUK YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUK AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMELİDİR.
Sağlıklı bir gelişimde içinde bebeğin en fazla anne ya da primer bakım veren kişi olmakla birlikte diğer insanların görüntü ve seslerine ilgi göstermesini bekleriz.Yapılan araştırmalarda bu çocukların erken dönemde annelerine gösterdikleri ilgi ve ilişkideki karşılıklılığın daha az olduğu saptanmış. Bu bebekler cee yapmak, el çırpmak gibi bebeklik oyunlarına eşlik etmeyebilirler.Diğer bebeklerin dikkatini çeken hayvanlar, çocuklar yerine bu bebekler dönen nesneler, parlak cisimler yada müziğe aşırı bir ilgi, hatta hayranlık duyabilirler.
Erken dönem belirtilerini yaşa göre incelersek
yaş belirtileri:
göz kontağı kısıtlı olması
seslenmeye ve gülümsemeye yanıt az olması
kucağa alınınca mutlu olmayabilir (kucak için elini anneye uzatma hareketini yapmama )
yalnız kalmaktan mutlu
yabancı korkusunun gelişmemesi
İSME YANIT VERMEME
6 aylıkken beklenen heceleme,9 aylıkken beklenen agulama gelişmemiş olması
2-3 yaş arası belirtiler
en sık başvuru konuşma gecikmesidir
mevcut kazanılmış becerilerde gerileme gözlenebilir.
sosyal ilişkide zorluklar
kucağa alınmak için kolları açmak,
göz kontağı kurmamak,
istediği bir nesneyi gösterme aşamasında önce nesneye sonra anneye sonra yeniden nesneyi işaret ederek anlatabilmek
taklit becerileri kısıtlılık (bye bye güle güle yapmama,)
yalnız olmaya meyilli olma
Kısıtlı mimikler,anlamsız gülmeler,
İSMİNE BAKMAMA
sevincini erişkinlerle paylaşmama
oyuncaklarla diğer çocuklar gibi oymamama
gözlerinde bakarken çeşitli bakış anormallikleri
yaşıtlara ilgisizlik
2 yaşında beklenen çocuklarla paralel oyun oynamada eksiklik
diğer çocuklar gibi ebeveynlerinden yakınlık beklemezler.
-2 yaş çocuğundan beklenen 2 kelimelik cümle kurma,komutları anlama,yaşına uygun kelime dağarcığı gelişmemiş olması
Koku hassasiyeti
Sese duyarlılık (yüksek seslerde kulak tıkama,müziğe aşırı ilgili olma)
Aynı kelimeleri tekrar tekrar söyleme(perseverasyon)
onunla konuşurken söylenilen kelimeleri tekrar etme(ekolali)
sterotipiler
parmak ucunda yürüme,
dönme,
sallanma,
el çırpma,
dönen renkli parlak ses çıkaran nesnelere ilgi çok daha fazladır.

Tohum Vakfı Otizm Tanımı


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım . Tohum Vakfı Otizm Tanımı

Otizm Yaşam Öyküleri Video


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım Otizm Yaşam Öyküleri Video

TEACCH Programı ve Yapılandırılmış Eğitim

TEACCH programı, görsel olarak yapılandırılmış öğretim tekniklerini kullanarak fiziksel çevreyi, günlük programları, bireysel çalışma sistemlerini her yaş ve işlevsellik düzeyindeki birey için anlaşılır hale getirmeyi amaçlamaktadır.

Kirli Havada Otizm Riski

ABD’deki Harvard Üniversitesi’nin araştırmasına göre, havada dizel ve cıva oranının yüksek olması kadınların otizmli çocuk doğurma riskini en az iki kat arttırıyor.
Araştırma ekibinden Andrea Roberts, “İncelediğimiz tüm kimyasallar hamilelikte bebeğe geçebilen toksinler. Annenin hava yoluyla vücuda aldığı kimyasalların bebeğin beyin gelişimini etkilemesi şaşırtıcı değil” dedi. Bugüne kadar yapılan araştırmalarda otizme neyin yol açtığı konusunda kesin veriler yok, ancak hastalığın genetik faktörlerden, ebeveynlerin yaşı ve hamilelikte yaşanan komplikasyonlardan kaynaklanabileceği belirtiliyor.

22q11.2 Sendromu

22q11.2 Sendromu ve Otizm Vakaları Karışıyor mu?

Yeni bir çalışmanın verilerine göre; 22q11.2 geninde  silinme bulunan çocuklar da  otizm ile benzer sosyal bozukluklara sahip ve bu benzer tablo nedeni ile  yanlışlıkla otizm tanısı alabiliyorlar.

22q11.2 geninde  silinme sendromu bulunan çocuklar, Otizmli çocuklarla benzer gelişimsel gecikmeler ve tipik sosyal davranış bozukluklarını gösterebilmekte.

California Üniversitesinden (UC)  Davis; ekibi ile gerçekleştirdikleri  çalışmanın, 22q11.2 geninde silinme  olan çocuklarda otizmi incelemek iadına yapılan  ilk çalışma olduğunu söyledi. Geliştirdikleri otizmin altın standart tanı ölçütlerine göre, bu çocukların % 20 – 50 sine yanlışlıkla otizm tanısı konulduğunu da belirtti.

Ayrıca, araştırmacılara göre ; otizmli çocuklar için yaygın olarak kullanılan eğitim yöntemleri ve onlar için tasarlanmış tedaviler,  22q11.2 sendromlu çocuklarda sık gözlenen anksiyete sorununu şiddetlendirebiliyor.

Bu nedenle, dil ve iletişim gecikmesi olan bu  çocukların iyi değerlendirilerek, belirtilerine uygun tedavilerin seçiminde rehberlik edilmesi gereklidir .

Journal of Autism and Developmental Disorders dergisi’nde yayınlanan çalışmaya göre ;

22q veya 22q11.2 geninde silinme sendromu tanısı almış çocuklarda bağışıklık sistemi zayıflıkları, baş ve boyun sorunları, ağız veya damak çatısı sorunları ve ciddi veya hafif derecede kalp anomalileri ile karşılaşılabilmektedir. IQ’ su ortalama veya düşük sınır aralığında olan bu çocuklarda gelişme geriliği, garip sosyal  davranışlar ve önemli derecede anksiyete sorunları ile de karşılaşılmaktadır.

Ebeveyn  raporlarına dayanarak , 22q11.2 sendromlu çocuklarda Otizm spektrum bozukluğu rastlanma oranı  yüzde 50 gibi yüksek  bir oranda bildirilmiştir.

Çalışmanın baş yazarı ve gelişimsel – davranışsal pediatri profesörü Dr Kathleen Angkustsiri’ye göre ;

“Çalışmamızda yer alan 22q11.2 sendromlu çocukların otizm spektrum bozukluğu gold standart tanı ölçütleri ile karşılaştırıldığında aslında tam olarak otizm tanı kriterleri ile örtüşmediği ortaya çıktı.

Pek çok literatürde 22q11.2 sendromlu çocukların yüzde 20 ila 50 de bir oranda  otizm spektrum bozukluğu taşıdığından bahsedilir. Ama bulgularımız; açıkça sosyal bozuklukları olan bu çocuklar için Otizmin doğru etiket olup olmadığını sorgulamamıza yol açtı. Biz onların zorlukları için en uygun müdahalelerin ne olduğunu bulmalıyız . “


22q riski genel popülasyonda 2000 de 1′dir. Özellikle bu kişilerin ergenlik ve genç erişkinlik döneminde ruh sağlığı bozuklukları geliştirme olasılığı da hayli yüksek. 22q sendromlu bir kişide şizofreni gelişme riski , genel popülasyondaki  bireylerden  30 kat daha fazladır.

Davranış bilimleri ve psikiyatri profesörü , MIND Enstitüsü kromozom 22q11.2 silinme programı yöneticisi Tony J. Simon ;

” 22q, çocukluk ve erişkinlikte psikiyatrik bozuklukların ya da şizofreni gibi daha sonra gelişen ciddi psikiyatrik hastalıkların riskini yüksek oranda artırabilir.” diyor.

Simon ve Angkustsiri; “ 22q delesyon sendromlu çocukların annelerine göre; çocukları genellikle otizm tanılı diğer çocuklardan farklı .”

MIND Enstitüsü’nün 22q silinme sendromu ekibinin klinik izlenimlerine göre; “ Çocuklar önemli sosyal bozukluklar yaşamakla beraber, genetik silinme mağduru çocuklarla otizmli çocuklar birbirinden  farklı ve uzaklar. Bu sebeple, klasik otizm tanı kriterleri yerine, çocukları daha ayrıntılı  araştıran yöntemler, birden fazla test enstrümanı ve daha büyük katılımlı bir çalışmayla bilişsel yönden bir alt teste daha tabi tutmaya karar verdik.”

Ek inceleme için  16 erkek ve 13 kızdan oluşan  29 çocuk seçildi. Bu çocuklara otizm için altın standart değerlendirme yöntemi olan  Otizm Tanı Gözlem Programı ( ADOS )  ve   iletişim ve sosyal işlevsellik için  Sosyal İletişim Anketine ( SCQ )  dayalı 40 soru içeren  ana tarama uygulandı.

Simon; ” Yıllar boyunca yaptığımız, bir dizi araştırma veya klinik değerlendirmelere göre;  bu bozukluğun bulunduğu çocuklarda sosyal bozuklukların varlığı  oldukça açık . Ama otizm spektrum bozukluğudaki gibi  klasik bir durumları da yoktu ”

Simon ve ekibine göre; çocukların sosyal gelişimindeki gecikme ve zihinsel engellilik durumu  otizm vakalarından daha fazla.

Angkustsiri; “22q sendromlu çocuklar için iletişim becerilerini geliştirmek, kaygı sorunlarını çözme odaklı daha uygun tedaviler geliştirmek ve değerlendirmek amacı ile daha fazla çalışmaya gerek var. Otizmli çocukların tedavisi için tasarlanmış tedaviler yerine çocukların potansiyelini en üst düzeye taşımanın daha farklı yollarını bulmak onlara daha fazla yardımcı olacaktır.” Diyor.

Asperger Sendromu

Asperger Sendromu otizmin başka bir türüdür.Aspergerli bireylerin öğrenme ile ilgili problemleri yoktur.Fakat bazı seyleri anlamak diğer otizmli bireyler gibi onlara da zor gelir.Diğer bireylerin ne hissettiğini anlamakta,kendi isteklerini uygun şekilde aktarmakta zorlanmaktadırlar.Yeni arkadaşlar edinmekte ve yeni ortamlara girdiklerinde uyum sağlamakta zorlanmaktadırlar.Diğer insanların düşüncelerini ve duygularını anlamakta zorlanmatadırlar.Yapılan şakaları ve soyut düşünceleri anlamakta zorlanmaktadırlar.Asperger tanısı alan bireyler konuşmada zorlanma ya da gecikme yaşamazlar.Konuşmalarında gramer yapısı düzgün cümleler kurmalarına rağmen içerikle ilgili sıkıntılar yaşarlar.Fakat bu bireylerin normal yaşta konuşmaya başlamaları ve gramer anlamında düzgün cümleler kurmaları konuşma ve dil terapisine ihtiyaçları olmadığı gibi bir kanı uyandırmaktadır.Oysa ki cümlelerin düzgün kurulması ve konuşmanın var olması,bu eğitime ihtiyaçları olmadığı anlamına gelmemektedir.

Otizmin Ergenlik ve Yetişkinlikte Seyri

Otistik ve IQ düzeyleri %71’in üstünde olan 15 çocuk incelenmiş, bu çocuklarda farklılıklar olmasına rağmen bariz bir gelişme

Bir çok araştırmacı ergenlik çağında çağda belirgin kötüleşme gösteren otizm vakaları tanımlamışlardır. Bu çalışmalara göre; otistik çocukların %12-22’si puberte ile birlikte okul öncesi dönemdeki tipik belirtilerin bir çoğunda gerilemeler ve yeniden ortaya çıkmaların eşlik ettiği bilişsel ve davranışsal kötüleşme göstermektedirler.

 Belirgin kötüleşmenin olmadığı vakalarda da sıklıkla pubertenin başlaması ile belirtilerde ağırlaşmanın olduğu bir dönem gözlenmektedir. Öz kıyım, patlayıcı duygu durum değişiklikleri, agresiflik, huzursuzluk ve hiperaktivite oluşabilir.  Bu tablonun periodik olmasına bir eğilim vardır, bazı vakalar “normal”’e en az haftalar veya aylar içinde dönerken bir süre sonra olumsuz davranışların olduğu yeni kötüleşme dönemleri ortaya çıkmaktadır.
           
Tablonun kötüleşmesi eşlik etsin veya etmesin pubertedeki bu belirti ağırlaşması sıklıkla ilaç kullanımına neden olmaktadır. Bir çalışmada puberte öncesi otistik çocukların sinir sistemin etkileyen ilaç kullanım oranı %25’ten az iken 16-25 yaşları arası bu oran %75’lere çıkmaktadır.  Bu ilaçların etkinliği ile ilgili çok değişik sonuçlar bildirilmiştir. Bu nedenle standart bir tedavi tanımlanamamaktadır .
           
Bu arada “pubertal belirti kötüleşmesinin” tamamen fiziksel gelişmenin bir sonucu olabileceği ve otistik bireyin fiziksel güç kazanması sonucu belirgin hale gelmiş olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Öğretmenler ve aileler, otistik çocuğun sergilediği davranış sorunlarının erişkin hayatta da, hatta belki daha abartılı şekilde devam edebileceği gerçeğini fark edeceklerdir.
           
İlerleme :
Bir çok otistik çocuk gençliğe normal çocuklarda puberte ile ilişkili ortaya çıkan davranış sorunlarından fazlası olmadan gireceklerdir. Bazı çocuklar gençlik dönemi sırasında algılama ve kavrama becerilerini geliştirmektedir. Bunlar genellikle okul yıllarının başlarında nispeten daha iyi bilişsel becerilere sahip olan çocuklardır. Japonya’da yapılan bir çalışmada yaklaşık 200 otistik vakanın %43’ü en çok 10-15 yaş arası olmak üzere gençlik dönemleri boyunca belirgin ilerleme sağlamışlardır. (bu arada %32 vakada kötüleşme gözlenmiştir)
           
Aktivite azlığı :
Bir çok otistik çocukta küçük yaşlarda gözlenen aşırı aktivite adölesan dönemde aktivite azlığı ile takip edilmektedir. Bazen ileri derecede psikomotor yavaşlama ortaya çıkmakta ve belirgin depresif hisler olmamasına rağmen ciddi aktivite başlatma sorunları gözlenmektedir. Büyürken, otistik hastalar –diğer yaşıtları gibi- sıklıkla bazı objelerle oyun oynamak, bulmaca çözmek ve oyun amaçlı motor aktivitelerde bulunmak ile ilgili meraklarını kaybedebilmektedirler. Bunlar normal yaşıtlarına göre yeni hobiler bulma konusunda daha fazla sorunlar yaşamaktadırlar bu nedenle aktivite azlığı riski daha fazla olmaktadır.
           
Fiziksel görünüm değişiklikleri :
Otistik, mental retarde veya sınırda zeka düzeyine sahip çocuklarda bazen fiziksel görünümde değişiklik oluşur ki;  sevimli, parlak bakışlı çocuklar gider puberte ile birlikte yerlerine anormal ve donuk görünümlü çocuklar gelir. Sıklıkla bu tip değişiklikler altta yatan, sadece çocukluk çağının ardından deri sorunları ve diğer fiziksel görünüm değişiklikleri oluşturan, tubero sklerozis veya nörofibromatozis gibi fiziksel bir bozukluğa bağlı olabilmektedir.
           
Seksüel gelişme ile ilişkili sorunlar:
Otistik hastaların çoğunda pubertede seksüel gelişmeye bağlı ciddi sorunlar ortaya çıkmamaktadır. Otistik kızların ailelerinin çoğu mestruasyonun başlaması ile neler olacağı ile ilgili kaygı yaşamaktadırlar. Bu değişiklikler sıklıkla çocuk tarafından oldukça gerçekçi bir şekilde kabul edilmektedir.

Kural olarak, seksüel dürtülerdeki gelişme sosyal tutumlar “know-how” alanındaki gelişmeler ile paralel olmadığından bu dürtüler utanılacak davranışlara neden olmaktadır. Bu durum orta veya ileri derecede zeka geriliği bulunan otistik erkek çocuklarda toplum önünde teşhircilik  veya mastürbasyon yapma şeklinde gözlenebilmektedir.

Bazen de seksüel davranışlar nispeten daha gelişmiş tarzda ifade edilmektedir. Bununla birlikte, bu uygunsuz seksüel davranışların en basit tanımlaması şudur; otistik genç erkek hayatında bilebildiği en keyif verici şeyi yapmaktadır. Otistik gençlerin mastürbasyonları onları diğer ilginç uğraşılar ile tanıştırarak genellikle kolaylıkla azaltılmaktadır.

Bazı otistik hastalar kendileri planlamadan homoseksüel veya heteroseksüel ilişkiler içine girebilmektedirler. Bunun en basit nedeni onların seksüel olarak kullanılabilecekleri konusunda şüphelenme eksiklikleri yaşamalarıdır.
           
Depresyon ve periyodisite :
Yüksek fonksiyonlu otistik vakalarda ve Asperger Sendromu vakalarında sıklıkla mutsuzluk hissi ve/veya depresyon bildirilmektedir. Bu daha iyi fonksiyonlara sahip hastalar diğer ergenlerden farklı olduklarının farkına varmakta ve bu onlara acı vermektedir.

Çok azı sağlam arkadaşlıklar geliştirme çabasına girebilmektedir ancak sosyal ilişki kurabilmek için gerekli becerilere sahip olmadıklarından başarısız olabilmektedirler.

Bu kişilere sosyal beceri grupları, psikodrama ve videodan kendileri ile ilgili geri bildirimler gençlere sosyal iletişim becerilerini öğretmede faydalı olabilmektedir. Bu çabalar depresif hislerin aşılmasına da yardımcı olmaktadır. Bazen destekleyici psikoterapi etkili olabilmektedir. İlaçlar çok seyrek kullanılır.
           
Afektif bozukluk öyküsü bulunan ailelerin çocuklarında otizm ile birlikte bazen tipik major depresyon epizodları olmaktadır. Bu daha birincil bir depresif bozukluğu gösteriyor olabilir. Bu günlerde otizm ile ailede afektif bozukluk öyküsü arasında bir bağlantı olabileceği düşünülmektedir. Geçmişte yapılan çalışmalarda araştırmacılar ebeveynlerdeki tekrarlayan depresyonun çocuklarda dezavantaj oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir. Daha yeni çalışmalarda ise bunun yerine genetik faktörler üzerinde durulmaktadır. Ebeveynlerinde veya yakın akrabalarında majör afektif bozukluk öyküsü bulunan otistik hastalar genetik geçişe bağlı bir periodisite gösteriyor gibi görünmektedirler.
           
Katatoni :
Wing yüksek fonksiyonlu otistik vakalarda ve Asperger Sendromu vakalarında geç adölesan dönemde katatonik özellikler gösteren bir grup tanımlamıştır. Bir takip çalışmasında; erken çocukluk çağında otizm veya otizm benzeri bir bozukluk tanısı almış 46 hastanın 3 tanesinde 28-35 yaşlarında orta veya ileri derecede katatoni ortaya çıktığını göstermiştir. Genç bir Alman kadın yakın zaman önce yayınladığı otobiyografisinde klasik çocukluk çağı otizmi ile ağır katatoniyi birlikte yaşadığını anlatmıştır.
           
Epilepsi ve diğer tıbbi durumlar:
Otistik çocuklarda sık sayılabilecek ölçüde, hayatın ilk yılından adölesan döneme kadar her hangi bir dönemde epilepsi gözlenebilmektedir. Görünen odur ki bütün otizm vakalarının %20-30’u 30 yaşından önce epilepsi geçirmektedir. Ek olarak zeka geriliğinin bulunduğu durumlarda epilepsi riski artmaktadır.
           
Otizm ve/veya lisan bozuklukları gibi gelişimsel bozukluklar epilepsi ile beyin fonksiyon bozukluğu açısından ortak temellere sahiptir. Bazı vakalarda epileptik olayın davranışsal ve gelişimsel bozukluğun bir sonucu olduğu olarak görünmektedir.  Vakaların çoğunda tıbbi tedavi ile deşarjları kontrol altına almak mümkün olabilmektedir.
           
Geçmişte sadece bariz beyin disfonksiyonuna sahip çocukların otizm kategorisine dahil edilip edilmemesi ile ilgili tartışmalar vardı. Geçmişlerinde hiçbir nörolojik disfonksiyon bulgusu bulunmayan otistik hastalarda yetişkinliğe geçiş  döneminde epilepsi ortaya çıkması bu düşüncenin yanlışlığını göstermektedir. Günümüzde  ileride epileptik nöbet geçirecek hastaların erken çocukluk çağında (sıklıkla otizm tanısının konduğu dönemde) tespit edilmesi mümkün değildir.
           
Ölüm:
Otizm ile ilgili olarak yayınlanan makaleler gözden geçirildiğinde 2-30 yaşları arasındaki grupta mortalitenin bariz şekilde yükselmiş olduğu düşünülmektedir.  Hayatın ilk yılından 30’lu yaşlara doğru ilerledikçe mortalitenin normal toplumda %0.6’larda iken otistiklerde %2’lere kadar yükseldiği sonuçları bildirilmektedir. Otizmdeki  bu yüksek oranlar, ağır zeka gerilikleri ve epilepsi gibi ciddi tıbbi durumlar ile ilişkili olabilir.

TEACCH yaklaşımı

TEACCH yaklaşımı bu tekniklerden tamamen vazgeçilmesini önermez, ancak bunlara ek olarak farklı teknik ve stratejilerden de yararlanılması gerektiğini savunur.

Bu programın yapılandırılmış öğretim yöntemini temel almasının nedeni, pek çok çalışmada (Locyer & Rutter, 1969; Rutter, Greenfeld & Locker, 1967; Schopler, Mesibov, DeVellis & Short, 1981; Akt. Mesibov ve Schopler, 1994), görsel olarak yapılandırılmış öğretim programlarının kullanılmasının otistik bireylerin gelişimsel alandaki becerilerinin arttırılması ve davranışsal problemlerinin azaltılmasında yararlı olduğunun gözlemlenmiş olmasıdır.

Otizmin Belirtileri Nelerdir?

Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür;

Sosyal ilişkilerde güçlük Konuşma güçlüğü
Sessiz iletişimde zorlanma
Oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma
Değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme

Otizmli abla 'Uçurdu'!

Otizmli 10 yaşındaki kız çocuğu, 10 aylık kardeşini pencereden attı. Yusuf, hastanede hayatını kaybederken, küçük kız “O uçtu” diyor... Aile şokta


İSTANBUL Esenyurt’ta oturan E.A. ile A.A. çiftinin 10 yaşında otizmli çocukları N.A., odasında uyumakta olan 10 aylık kardeşi Yusuf’u sevmek için kucağına aldı. Küçük çocuk, bir süre sonra havalandırma boşluğuna bakan pencereye gidip camı açtı ve kardeşini 3. kattan attı.

‘O UÇTU’

Bir gürültü duyan anne A.A., camdan baktığında oğlunun havalandırma boşluğunda yattığını gördü. Talihsiz bebek Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı ancak kurtarılamadı. Olayla ilgili soruşturma başlatan polis, anne ve babanın bilgisine başvurdu. Anne A.A. psikolojik tedavi altına alındı. Otizmli olan küçük kız ise “O uçtu” derken, başka bir şey hatırlamıyor. Ailenin yakınları, “N.A.’yı birçok kez tedavi ettirmek istedik ama düzelmedi. Kardeşini seviyordu. Onu kıskanmıyordu. Olaydan sonra ne olduğunu hatırlamıyor, sadece gülüyor. Perişan durumdayız. Bu olay yaşanmasaydı yeni satın aldıkları eve taşınacaklardı” dedi. Olaydan sonra A. çifti, yeni evlerine bebekleri Yusuf olmadan taşındı.

Otizm nedir?

Doğuştan, beynin ve sinir sisteminin farklı yapısından ya da işleyişinden kaynaklandığı kabul edilen bir gelişim bozukluğu olan otizm, 3 yaşından önce ortaya çıkıyor ve bireylerin sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz etkiliyor. Ebeveynler genellikle çocuklarının yaşamının ilk iki yılında belirtileri fark eder. Otizmin çaresi yoktur. Erken davranışsal ya da kavrayışsal müdahaleler çocukların kendine bakabilme yetisi ile sosyal ve iletişimsel yetiler kazanmasına yardımcı olabilir.

Otizm Nedir?

Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. Otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerler

Bir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; Otistik olması oranı ise %0.5′tir (eskiden bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi). Bir otistik çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu nedenle otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.

Otizmi Yaşamak Video


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım Otizmi Yaşamak Video

TEACCH Eğitsel Teknikleri

Geleneksel eğitim modelinde sözel anlatım, model olma ve sosyal pekiştireçler çok kullanılır. Normal gelişim gösteren bireylere bir şey öğretmenin en etkili yolu dil kullanımıdır. Eğitimcinin sözel açıklamaları öğrencinin neyi, nasıl yapacağını ve yapılanlar arasındaki ilişkiyi anlamasını sağlar. Ne yapacağını öğrenince uygular ve gerektiğinde yardım isteyerek çalışmayı tamamlayabilir. Otistik bir birey ortamdaki ses, ışık gibi bir uyaranla ilgilenip söylenenlere odaklanmayabilir, eğitimcinin dudak hareketlerini izliyor olabilir, kendisine yönelik konuşulduğunu anlamamış olabilir veya dikkatini verse bile karmaşık kelimeleri, yan anlamlarını, mantıksal çıkarımları anlamakta güçlük çekebilir. Bu nedenle TEACCH yaklaşımı sözel yönerge ve sözel açıklamaların tek başına yeterli olmadığını dikkate alır, sözel bilginin görselleştirilerek anlaşılır kılınmasını gerekli görür.

Model olma yöntemi, otistiklerin eğitiminde çoğu zaman etkili değildir; çünkü bireyin modeli taklit edebilmesi için onu izlemesi ve onun gibi yapması, ilişkili özellikleri tanımlayabilmesi gerekir. Otistiklerde model alma, taklit yoluyla öğrenme sınırlıdır; bu nedenle bazen gösterileni izleyebilir, ancak ona bakarak kendi davranışlarını organize etmede başarılı olmayabilir.

Eğitimcinin kullandığı sosyal ödüller olan “aferin, şahane, teşekkür ederim” gibi övgüler, öğrencinin yaptığından gurur duyduğunu belirten ifadelerin, pekiştireç olarak amacına ulaşabilmesi için öğrenci için bir anlamı olması gerekir. Fakat otistik bir çocuk bu övgülerin veya gülümsemenin iletişimsel anlamını bilmez ya da bu memnuniyet ifadesinin yaptığı işle ilişkisini kuramaz. Bu nedenle sosyal pekiştireçler çok etkili olmaz, bu ilişkiyi kurabilmesi için bir süre sosyal pekiştireçleri somut “sevdiği yiyecek, oyuncak gibi” pekiştireçlerle birlikte kullanmak, zamanla somut olanları azaltıp sosyal ödülleri arttırmak gerekmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Özel Eğitime Ne Zaman Başlanmalıdır?
Özel eğitime gereksinimi olan bireyin eğitimine tıbbi tanılama süreci tamamlandıktan hemen sonra hiç vakit kaybedilmeden başlanması en uygun olanıdır. Tıp alanında geçerliliği olan “erken tanı, hayat kurtarır” sözü özel eğitim alanı içinde geçerlidir. Bireyin bireysel farklılıklarını belirlemek ve buna uygun eğitim programını bir an önce hazırlayıp uygulamaya geçirmek bireyin eğitim ve öğretim hayatında daha hızlı ve daha kısa sürede yol almasına olanak tanıyacaktır. Aynı zamanda erken eğitim ailelerin, çocuklarının ihtiyaçlarının zaman fark etmeden farkına varmaları ve çocukları için gerekli eğitim ortamlarını hazırlayabilmeleri açısından da büyük önem taşımaktadır.

Konuşma Terapisine Ne Zaman Başlanmalıdır?
Özel eğitim alanında olduğu gibi bu alanda da erken tanı çok önemlidir. Ailede yer alan diğer bireylerin geç konuşması, bazı şeylerin gerçekleşmesinin beklenmesi gibi tanı ve terapi sürecinin gecikmesine yol açacak nedenlerden uzak durup hızlı hareket edilmesi gerekmektedir. Ayrıca konuşma terapisine başlamak için bireyin bazı becerilere sahip olması gerektiği doğru değildir. Özel eğitim ve konuşma terapisi aynı zamanda başlamalı ve beraber devam etmelidir.

Otizmi Olan Birey Ne Kadar Ve Ne Sıklıkta Eğitim Almalıdır?
Dünyanın pek çok ülkesinde, otizmi olan bireylerin eğitim ortamları ve eğitim programları, bu bireylerin tam zamanlı olarak eğitim almalarını hedeflemektedir. Türkiye’de bun a yönelik çalışmalar olmasına karşın, bu düzenlemeler henüz ihtiyacı karşılayacak nicelikte ve nitelikte değildir. Bu nedenle eğitim ortamları seçilirken, verilen eğitimin sıklığının ve sayısının yanı sıra, alınan eğitimin niteliğinin ve kalitesinin de aile tarafından göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Aileler, birey için düzenlenen eğitim programlarının içeriği, uygulanması ve sürekliliği gibi konularda eğitmenle eşgüdümlü çalışmalı ve kendilerini çocuklarının eğitimi konusunda sürekli yenilemelidirler.

Özel Eğitimin İçinde Kimler Yer Almalıdır?
Özel eğirim dünyanın birçok ülkesinde “ekip işi” olarak ele alınır ve pek çok uzmanın bir araya geldiği, özel eğitime gereksinimi olan bireyin farklı ihtiyaçlarına cevap verecek bir ekip tarafından uygulanır. Öncelikle bu ekipte yer alması gereken bireyler şunlardır: özel eğitim uzmanı, özel eğitim uzmanı önderliğinde sınıf öğretmeni, aile bireyleri ve tıp doktorlarıdır. Bunlara ek olarak bireyin ihtiyacına göre konuşma ve dil terapisti ya da patoloğu, psikolog ve fizyoterapist de bu ekibin içinde yer alması gereken uzman personeldir. Ne yazık ki ülkemizde özel eğitim ve konuşma ve dil terapisi gibi alanlarda bu alanlarda eğitim almamış kişiler tarafından eğitim verilmektedir. Bu yüzden ailelerin eğitim verecek kişilerin uzmanlık alanlarını sorması çok önemlidir.

Standart Testler
Standart testler, adından da anlaşıldığı üzere belli bir norm gurubu baz alınarak hazırlanmış, bireyin yaklaşık olarak hangi yaş düzeyinde ya da zihinsel düzeyde olduğunu ortaya koyan testlerdir.Standart testler, bize bir bireyin yaş ve zihinsel düzeyi ile ilgili bilgi sağlamakla birlikte, bireysel özellikleri ve bu birey için gerekli olan eğitim ortamlarının hazırlanması gibi konularda ek başına yeterli olmamaktadır.
Bu testlerle, bireyin var olan düzeyi belirlendikten sonra ,genellikle öğretmen yapımı olan ve bireysel farklılıkları daha fazla ortaya çıkaran ölçüt bağımlı testler yani standart olmayan testler ile bireyin “bireysel eğitim programı” hazırlanır.
Ülkemizde otizmi olan bireylere uygulanan standart testler, bu alanda uygulanan standart testlerin sınırlılığından dolayı diğer engel gruplarına uygulanan standart testlerden farklılık göstermemektedir.
Bu testler bireyin genellikle sözel performansını sergilemesine yarayan, bireyi diğer alanlarda kapsamlı olarak yeterince değerlendirmeyen ölçeklerdir. Otizmi olan bireyin en sınırlı olduğu alanlardan biri olan sözel iletişim alanında bu testlerle değerlendirilmesi, doğal olarak doğru sonuçlar vermemektedir. Son yıllarda dünyada yapılan araştırmalar otizmi olan bireye, en yetkin olduğu alan olan görsel beceriler alanında testler uygulandığında, bireyin performansı hakkında daha sağlıklı sonuçlar alınabildiğini göstermektedir.

Otizm ve Zihinsel Engel Bir arada Bulunabilir mi?(Mental Retardasyon)
“Otizm Spektrum Bozukluğu” olarak adlandırılan durum, geniş bir yelpazede yer almaktadır. Hiçbir otizmi olan birey diğerine benzer özellikler göstermemektedir ve bu yelpazenin herhangi bir yerinde bulunabilmektedir.Bazı durumlarda zihinsel engel otizmin yanında yer alabilirken,bazı durumlarda yer almamaktadır.Daha önceden sıklıkla inanılan “otizmi olan bireylerin %75-80’i aynı zamanda zihinsel engellidir “ yargısı son yıllarda otizmi olan bireylere sözel testlerden ziyade görsel testlerin uygulanması daha sağlıklı sonuçların alınması ile,gün geçtikçe geçerliliğini kaybetmektedir.Otizmi olan bireyin zihinsel engelinin olup olmadığına standart testlerden çok ölçüt bağımlı testler uygulanarak karar verilmelidir ve bireyin özelliklerine ve performansına uygun eğitim programları desenlenmelidir.

Otizm Mi Otistik Belirtiler Gösteren Mi?
Otizm tek başına görülebildiği gibi, başka engel türleriyle birlikte ya da bu engel türlerinin yanı sıra görülebilen bir durumdur.Bireyin otizm ile tanılanabilmesi için;sözel iletişimde sınırlılık,sosyal becerilerde yetersizlik ve tekrarlı davranışların varlığı gibi alanların tümünde gözle görülebilir sınırlılıklar sergilemesi gerekmektedir.Bunun yanı sıra başka engelleri olan bireyler (zihinsel engel,bazı genetik sendromlar) de yukarıda sözü edilen alanların bir veya bir kaçında sınırlılıklar gösterebilmektedir.Fakat bu bireyin otizm tanısı almasına her zaman neden olmamaktadır.

Otistik Mi, Otizm Mi Olan Mı?
“OTİSTİK” terimi günlük yaşamda sıklıkla kullanılan bir terim olmasına karşın, dünya literatüründe “OTİZMİ OLAN” ifadesinin kullanımı gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır.Bir bireyi otistik olarak tanımlamak o bireyin var olan diğer özelliklerini (çocuk olması,insan olması) göz ardı edip ,sadece durumu ile tanımlamak anlamına gelir.Bireyi “otizmi olan bir birey” olarak tanımlamak ise; o kişiyi önce bir birey,daha sonra otizmi yaşayan bir kişi olarak tanımlamak anlamına geleceğinden ,daha az örseleyici,daha az onur kırıcı olduğundan ve daha fazla saygı ifade ettiği için daha doğrudur.

Otizmi Olan Bireylerin Neden Konuşma Ve Dil Terapisine İhtiyacı Vardır?
Otizmi olan bireyler iletişim alanında problemler yaşarlar. Bireylerle iletişim kuramayan ve kendini ifade edemeyen birey bir takım davranış problemleri göstermeye başlar. Konuşma ve dil terapisinin amacı bireyin iletişim becerilerini arttırmak ve geliştirmektir.

Otizmlilerde Uyku-Davranış Problemleri ve Melatonin İlişkisi

Melatonin endojen bir nörohormondur ve ağırlıklı olarak epifiz bezi içinde üretilir.

Son çalışmalar işaret etmiştirki;

otizm spektrum bozuklukluğu olan kişilerde melatonin fizyolojisi ve sirkadiyen ritim anormallikleri bulunmaktadır.

Bu fizyolojik anormalliklere gece düşük melatonin metabolitleri de dahildir.  Otizmlilerle  kontrol grubu karşılaştırıldığında melatonin metaboliti konsantrasyonları  otizmlilerde daha düşüktür.

Otizmli  çocukların melatonin konsantrasyonlarındaki bu anormalliklerin, melatonin üretim yolundaki fizyolojik fonksiyonlar ve genetik yolaklardaki bozuklukların varyasyonlarına bağlı olduğu bildirilmiştir.

Dan Rossignol ;

Yapılan dört çalışmada, anormal melatonin konsantrasyonu ile  otistik davranışların şiddeti arasında bir korelasyon gözlemlendi.

Yirmi klinik çalışmada da Otizmli çocuklara dışarıdan melatonin takviyesi verildiğinde  uyku parametrelerinde gelişmeler olduğu; daha uzun uyku süresi de dahil olmak üzere, gece daha az uyanma ve daha hızlı uykuya geçiş saptandı.


Son beş randomize, çift kör ve plasebo kontrollü meta-analizde,

dışardan  melatonin takviyesi alan otizmlilerde plasebo kontrol grubuna göre  uykuya geçiş süresinde kısalma, ​​toplam uyku süresinde artış gibi büyük farklılıkla olumlu gelişmeler tesbit edilmiştir.

Altı çalışmaya göre ise de;

dışardan melatonin takviyesi alan otizmli çocukların gece yönetiminin daha iyi olması ile gündüz davranışları arasında ilişkili bulunduğu bildirilmiştir.

Dört çalışmada da,  daha önce diğer uyku ilaçları ile  başarısız olunan vakalarda  dışardan melatonin takviyesi verilerek iyileşmeler sağlandığı rapor edilmiştir.

Yirmi çalışmada, melatonin ile  tedavinin yan etkilerinin  bulunmadığı da belirtilmiştir.

Bu çalışmalar bize, Otizmde  anormal uyku problemlerinin çözümü için dışardan melatonin verilmesinin kanıta dayalı olduğunu göstermektedir.

Daha fazla çalışma yaparak  etkin doz ve optimal zamanlama incelemesi yapılmalıdır.

Authors Rossignol DA, et al. Show all Journal
Curr Clin Pharmacol. 2013 Sep 20 (Pub Med)

Dünyayı Şaşırtan Down Sendromlu İkizler Taha Ve Duha


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım . Dünyayı Şaşırtan Down Sendromlu İkizler Taha Ve Duha

Otizmle İlgili Çalışmalar

Stanford Üniversitesi Dergisi Ocak-Şubat 2011 Sayısı Otizm Makalesi
Otizm heterojen bir hastalıktır. Otizm başlığı altında toplanan çoçukların hepsi aynı kefeye konamaz. Otizmin subgrupları tanımlanmalı, buna göre genler, moleküler yolaklar beyinde ve kanda bu yolakların etkileri araştırmalıdır. Şu ana kadar olan bilgiler bunun nöronlar arası bağlantılardan kaynaklanan bir bozukluk olduğu yolundadır. Hepimizin kromozomlarında çok hafif bozukluklar vardır. Küçük DNA parçaçıkları ya silinmiş ya da çoğalmış eğer bu DNA parçaçıkları gen ihtiva ediyorsa; standart 2 gen yerine aynı genden 1 ve 3 tane oluyor. Mesela otizmli bireylerin %1-2 sinde 16 kromozomun 25 gen ihtiva eden bölgesinde bu tür silinme veya duplikasyonlar saptanmış.
Halen otistik bireylerin deri hücreleri çok amaçlı kullanılarak kök hücrelere sonra nöral tüp deneme embiyonik beyin hücrelerine dönüştürülüyor. Böylece yapay otizm beyinleri oluşturularak bu beyinlerin sırrı çözülmeye çalışılıyor. Bu ilk denemelerde bu hücrelerde yakın mesafe bağlantılarının çok fazla, uzak mesafe bağlantılarının ise çok az olduğu görüldü.
Bu da çocukların tek bir alanda çok başarılı olabildikleri halde farklı konulardaki bilgileri birleştirmede neden zorlandıklarını açıklayabilir. Bu arada bazı çevresel faktörlerin de ( bu konuda rivayeti muhtelif; ağır metallerden, fazla tv seyretmeye kadar değişiyor.) beyin hücrelerinde ( nöronlarda) bu genetik değişikleri tetikleyeceği düşünülüyor.
Başka bir araştırıcı da hücreler arası bağlantıyı sağlayan proteinlerin üzerinde çalışıyor. Bu bağlantı proteinlerinde (sinaps proteinleri) genetik değişikliklerin oluştuğunu gösteren çalışmalar da var. Bunlardan nöroliğin denilen proteinde oluşan gen değişikliği yapıldığı zaman farelerde otistik davranışların ortaya çıktığı görülmüş. ( Diğer farelerle ilişki kuramamış ama bazı oyunları daha kolay öğrenmişler, tekrarlayıcı hareketler yapmışlar.)
Örneğin otizmli bireylerin yaklaşık % 10’unu oluşturan “Fragil X” Sendromu denilen hastalıkta bu sinaps (bağlantı) proteinlerine etki eden ilaçlarla davranışsal problemlerde kısa süreli düzeltmeler olduğunun gösteren ön çalışmalar vardır.
Ayrıca beyin görüntüleme yöntemleri ile de ( MR) gibi bu çocuklardaki problemlerin ne olduğunu anlamaya çalışan araştırmacı grupları vardır. ( Bu çocuklarda MR çekmenin tüm zorluklarına rağmen) Akson denilen sinir uçlarını inceleyen görüntüleme yöntemleri de (DTI) bu çocuklarda uzun mesafe bağlantısının bozuk olduğunu desteklemektedir.
Kısaca, otizm bütün uğraşılara rağmen halen gizemini korumaktadır. Biyolojik bir açıklama yapılmadan tedavi geliştirilmesi beklenmemelidir.

Otizm Nedir 1.Bölüm


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım . Otizm Nedir 1.Bölüm

Otizm Yaygın Gelişimsel Bozukluk - 1 Video


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım Otizm Yaygın Gelişimsel Bozukluk - 1 Video

Antipsikotiklerin Yersiz Kullanım

ABD, Risperdal, Zyprexa, Seroquel ve Abilify gibi Antipsikotiklerin Yersiz kullanımını masaya yatırmış.

Amerikan Psikiatri Birliği’ne göre;

Risperdal, Zyprexa, Seroquel ve Abilify gibi Anti-psikotiklerin yersiz ve sık kullanımı mevcut.

Araştırmacı Doktorların görüşü;  davranış problemi ya da uyku sorunu olan çocuklarla, demans hastası yaşlı insanlarda ilk tercihin antipsikotikler olmaması gerektiği yönünde…

APA (Amerikan Psikiatri Birliği),  gereksiz kullanılan ve muhtemelen zararlı olan ilaçların ve testlerin listesini yayınladı ve bunu özellikle hastaları uyarmak ve hekimleri eğitmek amacıyla yaptıklarını bildirdiler.

Şimdiye kadar  akıllı seçim adıyla düzenlenen kamanyalarda;

Çok sık kolonoskopi önerilmesi ve soğuk algınlığı için gereksiz antibiyotik kullanımı gibi 50 den fazla konu hakkında liste ve uyarı mahiyetinde ipuçları veren grubun yeni kampanya konuları özellikle tartışmalı olan bir başka alana odaklandı;

Anti-psikotik ilaçların potansiyel yanlış kullanımı.

Bu ilaçlar arasında, geleneksel olarak şizofreni, bipolar bozukluk , dikkat eksikliği ve hiperaktivite problemleri için kullanılan eski ilaçlar bulunmakta.

Ancak bunların yanısıra, atipik antipsikotikler olarak adlandırılan yeni tip, yanlış ve yan etkileri ile ilgili artan endişeler barındırmasına rağmen geniş bir kullanım alanı bulan antipsikotikler de incelemeya tabi tutulmuş durumda.

Mutluluk Nedir Ozan ın Düşüncesi Down Sendromu


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım . Mutluluk Nedir Ozan ın Düşüncesi Down Sendromu

Otizm Nedir 2.Bölüm


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım . Otizm Nedir 2.Bölüm

Dunya Otizm Günü, Otizm Belirtileri Nelerdir


Engelli Dayanışma Bilgi Paylaşım . Dunya Otizm Günü, Otizm Belirtileri Nelerdir

Otizmde Yanlış Bilinenler


# Otizmli bireyler asla size bakmaz, göz kontağı kurmazlar.
# Otizmli bireylerin %75-80’i zihinsel engellidir.
# Eğitimle kaydedilen İlerleme bireyin otizmi olmadığı anlamına gelir.
# Otizmli bireyler konuşmaz ya da konuşamazlar.
# Otizm zamanla geçer.
# Otizmli bireyler öğrenemezler.
# Otizmli bireyler duyguları anlamaz, fiziksel temastan hoşlanmaz ve duyguları anlamadığı için göstermezler.
# Otizmli bireyler arkadaş istemezler.
# Otizmli bireyler yaşıtlarını ya da yetişkinleri anlamaz, duygudaşlık kuramazlar.
# Otizmli bireyler kendi çıkarları için karşısındaki bireyleri kullanır.
# Otizmli bireyler isterlerse konuşabilirler.
# Otizmli bireyler gülmezler.
# Otizmli bireyler etrafındaki diğer bireyleri anlamaz ya da yetişkinlerden ipuçlarını kapamazlar.
# Otizmli birey daha önce yapabildiği bir şeyi tekrarlamıyorsa bu onun şımarık, asi ya da inatçı olamsından dolayıdır.
# Otizm duygusal bir bozukluktur.
# Otizmli çocukların hayal gücü yoktur.
# Otizmin olmasının sebebi ailelerdir.
# Otizm az rastlanılan bir bozukluktur.
# Bütün otizmli çocuklar aynıdır.
# Tüm otizmli çocuklar resimler halinde düşünür.
# Otizmli bireylerin potansiyelleri ve becerileri sınırlıdır.
# Bütün otizmli çocuklarda öğrenme güçlüğü vardır.
# Otizmli bir çocuğun içinde bir dahi yatmaktadır.

Çocukluk çağı başlangıçlı şizofreni

5. Çocukluk çağı başlangıçlı şizofreni: Çocukluk çağı şizofrenisi normal ya da normale yakın bir gelişim döneminden sonra ortaya çıkar. On iki yaşından önce görülmesi nadirdir. Beş yaşından önce hemen hiç görülmez. Çocukluk başlangıçlı şizofrenide klinik tabloda varsanılar ve sanrılar görülür. Otistik bozukluğun yanı sıra belirgin sanrı ve varsanılar gibi şizofreniye özgü aktif dönem belirtilerinin bir ay sürmesi durumunda ek tanı olarak şizofreni konabilir. Şizofren çocukların genellikle zeka bölümleri daha yüksektir.

Çok Sakin ya da çok hırçın çocuklara dikkat !

Prof. Dr. Ahmet Yaramış, otistik çocukların geriye dönük video görüntüleri incelendiğinde otizmde görülen davranış ve hareket şekillerinin tespit edilebildiğini söyledi.


Dicle Üniversitesi (D.Ü) Çocuk Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaramış, hastalığın genetik kökenli olabildiği gibi çevresel faktörlerden ve etkilerden kaynaklı reaktif bağlanma bozukluğunun da otizme yatkınlık gösteren belirtiler taşıdığını kaydetti.

Bölgede otizm vakalarının tahminlerin üstünde olduğunu, akraba evliliklerinin beraberinde getirdiği bazı genetik hastalıklar veya metabolik hastalıklara bağlı kandaki kimyasal bozukluklarda da otistik bulgular gözlediklerini ifade eden Prof. Dr. Yaramış, Türkiye'de otizm tanısının çok geç yaşlarda koyulduğunu vurgulayarak, özellikle ilk kez anne ve baba olan ebeveynlerin çocuklarındaki otizme yakın bulguları fark edemediğini bildirdi.

Tanısı konulan çocukların aileleriyle yaptıkları birebir görüşmelerde, bebekliğin ilk dönemine dair otizme eğilim gösteren bulgular tespit ettiklerini dile getiren Yaramış, sözlerine şöyle devam etti:

''Otistik çocukların geriye dönük video görüntüleri incelendiğinde, otizmde görülen davranış ve hareket şekilleri tespit edilebiliyor. Bebeklerin otizme ait iki tip davranış biçimi gösterdikleri gözlenmiştir. Birinci grupta huzursuz ve sürekli ağlayan bebekler, ikinci grupta ise tam tersi, son derece sakin ve uslu bebeklerin olduğu gözlenmiştir. Altlarını ıslattıkları veya acıktıkları halde ağlamamaları, çevreye ilgisizlikleri dikkatli anne ve babaları endişelendirebilmektedir.

Video görüntüler incelendiğinde çocukların kameraya çok bakmadıkları, göz teması kurmadıkları, gülümsemedikleri, kendi başlarına kalmak istedikleri, dış dünyadan koptukları, anne kucağında huzursuz oldukları ve bu nedenle çoğu zaman annenin çocuğunu kucağından bırakmak zorunda kaldığı yönünde davranış şekilleri tespit edilmiştir. Erken tanı son derece önemli olmakla birlikte örneğin 5 aylık bir bebeğe bu bulgulara göre 'otistiktir' diyemiyoruz. Tanı için en azından iki-üç yıl geçmesi gerekiyor. Ancak böyle bir şüphe halinde bebeği yakın takibe alıyoruz.''

ÇOK SAKİN VEYA ÇOK HIRÇIN BEBEKLERE DİKKAT

Prof. Dr. Yaramış, erken bebeklik döneminde çocukların ya çok sakin yada agresif ve huzursuz olabildiğine dikkati çekerek, bu çocukların aileleriyle göz teması kurmadığını, dış çevreden de soyut bir yaşam sürdüğünü belirtti.

Bebeklerin her döneminde kendine özgü bir gelişim gösterdiğini kaydeden Yaramış, 3 aylık bir bebeğin başını kaldırabildiğini, bazı sesler çıkartabildiğini, kendi kendine gülebildiğini, altını ıslattığı zaman huzursuz olabildiğini, acıktığı zaman ağladığını dile getirerek, 6 aylık bir bebeğin ise sosyal iletişiminin daha da arttığını, karşısındaki kişiye tepki verebildiğini anlattı.

Normalde bir çocuğun kucağa alındığında sustuğunu, altı ıslandığında veya aç olduğunda ağladığını hatırlatan Prof. Dr. Yaramış, dikkatli bir annenin bu davranış geriliğini erken sezinleyebildiğini ve ilerleyen dönemlerde de bulguların 4 aşamada kendini gösterdiğini vurgulayarak, şöyle dedi:

''İlk olarak gelişimleri çok geridir. Konuşamazlar. İkinci olarak sosyal açıdan da geridirler. Sosyal iletişime geçemezler. Üçüncü olarak anormal bazı hareketlerde bulunurlar. Kollarıyla kanat çırpma, kendi etrafında dönme, çamaşır makinesinin karşısına oturup onu saatlerce takip etme, sürekli kapı açıp kapatma gibi. Dördüncü olarak da tümünde olmasa da zeka açısından daha geridirler. Otistik çocuklar bize genelde 3 yada 4 yaşından sonra başvuruyorlar. Geç kalındığı için tedaviye de direnç gelişiyor. İkincil otistik bulgulara sahip çocuklar eğitimle düzeliyorlar. Bu eğilimi gösteren çocuklar eğitimle zamanında okula başlayacak hale gelebilmektedirler.''.

''2 YAŞINDAN ÖNCE ÇOCUKLARA TELEVİZYON İZLETTİRMEYİN''

Bebeğin her gelişim safhasında ailenin ciddi rol oynadığını, çocuklara 2 yaşından önce televizyon izlettirilmemesi gerektiğini belirten Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Yaramış, ''televizyon izleyen her çocuk otistik olur'' şeklinde kesin bir yargının bulunmadığını ancak 2 yaşın altındaki yatkın çocukların çocukların risk grubunda olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Yaramış, reklamlar ve kliplerin bu yaş grubu çocuklarda sakıncalı olduğuna dikkati çekerek, ''Toplumda 'bakıcı sendromu' olarak da bilinen evdeki bakıcıların sürekli televizyon izlettirmesinin çocukların sağlığı açısından son derece yanlıştır. İki yaşından önce çocuklarınıza mümkünse televizyon izlettirmeyin'' dedi.

Ailelerin çocuklarında, otizme yatkınlık veya otizm bulguları bulunduğu gerçeği ile yüzleştiğinde şok geçirdiklerini, yaşadıkları psikolojik gerginlikle boşanmayı düşünen çiftlere dahi rastladıklarını bildiren Yaramış, ''Ebevyn öncelikle otizmin ne olduğunu bilmiyor. Araştırıp öğrendiklerinde şaşkınlık içinde bize geliyorlar. Otizm in tedavisi biraz sıkıntılı. Sebat ve sabır isteyen uzun bir süreç'' diyerek, ailelerin çocuklarına faydalı olabilmeleri için önce birbirlerine destek olması gerektiğini ifade etti.

BEBEKLERİN GELENEKSEL YÖNTEMLERLE YETİŞTİRİLMESİ

Prof. Dr. Ahmet Yaramış, kliniğe gelen ailelere çocuklarıyla bebek de olsa sık sık konuşmalarını, göz teması kurmalarını, renkli giysiler giyerek bebeğin dikkatini toplamalarını önerdiklerini belirtti.

Bebeklerin daha sık kucağa alınıp sevgi gösterilmesi gerektiği tavsiyesinde bulunan Yaramış, ''Çocukların kendi başına kaldığında bir şeyi saatlerce izlemesine izin vermeyin. Dikkatini hemen başka yöne çevirin. Otistik çocukların kesinlikle insanlarla temas etmesi gerekiyor. Ailelere en önemli tavsiyemiz çocuklarını kalabalık aile ortamında iletişime açık bir şekilde geleneksel yöntemlerle yetiştirmeleridir'' dedi.

TÜRKİYE'DE HER 150 ÇOCUKTAN 1'İ OTİZMLİ

Diyarbakır Otizmle Mücadele Derneği (DOMDER) Kurucu Başkanı Mine Onur ise Türkiye'de 450 bin otizmli çocuk bulunduğunu hatırlatarak, bu veriler ışığında her 150 çocuktan 1'inin otizmli olduğunu söyledi.

Kendisinin de otizmli bir çocuğu bulunduğunu ifade eden Onur, oğlu Arda'nın (10) otizmli olduğunu 2 yaşında fark ettiklerini belirtti.

Bir gazetede otizmle ilgili yayınlanan haber üzerine oğlunun davranışlarını yakın takibe aldığını, oğlunda da benzer bulguları gözlemlediğini kaydeden Onur, şöyle devam etti:

''Oğluma Marmara Üniversitesi'nde gelişim bozukluğu tanısı koyuldu. Buna klip ve reklamları izlemenin neden olduğu belirtildi. 6 ay sonra oğlum reflekslerini kaybetti. Bardak tutamaz hale gelmişti. Kaz veya ördek gibi paytak paytak yürüyordu. Doktorlar 6 ay süresince evde oğlumla ilgilenmemi istedi. 6 ay boyunca müziği ve televizyonu kapattık. 6. ayın sonunda oğlum bardak tutabildi. Masajlarla bisiklet sürdürerek el ve ayak refleksini geliştirdik. Bize, 'Oğlunuza otizm teşhisi konuldu. Artık özel eğitim alabilir' denildi. En büyük üzüntüm 6 ay boyunca neden eğitim verilmediğidir. Oğlum şu anda 10 yaşında. İlk 6 ayda eğitim alsaydı durumu daha iyi olabilirdi. Tedaviye geç kalındığını düşünüyorum. Otizm konusunda yeterli bilinç oluşmadığı için otizmin tespitinde geç kalınıyor.''

''OTİZM KÖYÜ KURMAK İSTİYORUZ''

Mine Onur, otizmli çocukların sağlıklı yaşıtlarına göre gelişimlerinin 7-8 yıl geri olduğunu ifade ederek, toplumun bu konuda yeterince bilinçlenmediğini ve otistik çocuklara ''deli gözüyle'' bakıldığını anlatarak, bazı velilerin otistik çocukların kendi çocuklarıyla aynı okulda eğitim almasını bile istemediğini söyledi.

Hedeflerinin bölgedeki çocukların da batı illerindeki çocuklar gibi Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi'nde (OÇEM) eğitim almalarını sağlamak olduğunu ifade eden Onur, ''OÇEM veya Otizm Köyü kurmak istiyoruz. Bu konuda çeşitli girişimlerimiz oldu'' dedi.

Kavaklıbağ köyünde yaşayan 4 çocuk babası Aydın Kurt da (32) oğlu Akif'in (7) 2 yaşından sonra saldırgan tavırlar gösterdiğini, doktorların oğluna otistik teşhisi koyduğunu söyledi.

Yaklaşık 4 yıldan bu yana Akif'i kendi imkanları ile rehabilitasyona götürdüğünü anlatan Kurt, ''Oğlum kardeşlerine, eşyalarına, hatta annesine bile zarar verecek şekilde saldırgan tavırlar gösteriyor. Hayvan seslerinden huylanıp bize saldırıyor. Köyde yaşadığımız için rehabilitasyona götürürken servis sıkıntısı yaşıyoruz. Mecburen kendi imkanlarımla şehre getiriyorum. Okullarda bu çocuklara eğitim verecek özel eğitim uzmanı yok. Tek isteğimiz Diyarbakır'da OÇEM kurulması'' diye konuştu.

Kaynak: samanyoluhaber.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...